Türk Ressamları

Türk Ressamları

Bir Sanatçı : Hale Asaf

Otoportre
Yeni Muhit dergisinin 13 Teşrinisani 1929 tarihli sayısında, Müstekîl Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği Sergisi başlığı ile yayınlanan yazıda, bazı genç sanatçıların fotoğrafları yer almaktadır. Bunlardan birisi, ışıltılı gözleri ve tatlı gülümsemesiyle dikkat çeken zarif bir bayandır ve fotoğrafın altında şu isim yazmaktadır: Hale Asaf Hanım. Kısacık ömrü bir solukta gelip geçmiş, ama o derin soluğun içerisine sayısız değerli eser sığdırmış olan Hale Asaf Hanım, Fikret Adil’in 30’lu yılların bohem sanatçı hayatını anlattığı Asmalımescit 74 adlı kitabında, Sade ismiyle sevimli, genç, zeki ve sanatkar bir kadın olarak tanıtılır.
Hale Asaf, Osmanlı sarayında önemli görevler almış ve saraya bağlı bir aileden gelmekteydi. Büyükbabası Asaf Paşa, Abdülhamit’in yaveri; babası ise Abdülhamit döneminin temyiz reislerindendi. Ama aile çevresinde bizi özellikle ilgilendiren kişi, onun resme yönelmesinde doğrudan etkili olan teyzesi Mihri Müşfik’dir. İlk kadın ressamlarımızdan birisi ve İnas Sanayi-i Nefise’sinde atölye hocalığı ve müdürlük yapmış olan Mihri Müşfik; Hale’nin, yaşamının oldukça erken dönemlerinde resme ilgi duymasına olanak sağlamıştır.
Hale, eğitimine İngiliz bir öğretmenden aldığı derslerle başlamış, ardından Notre Dame de Sion’a devam etmiştir. Bu sırada, birçok kereler teyzesini resim yaparken seyretme fırsatını bulmuş olmalıdır. Hale Asaf’ın resme olan ilgisi bir çocukluk ya da ilk gençlik hevesi olmanın ötesinde anlamlar taşımaktadır. Resim yapma tutkusunun giderek artması sonucunda, 16 yaşında Almanya’ya giderek Berlin Güzel Sanatlar Akademisi müdürü Prof. Arthur Kampf’ın öğrencisi olmuştur. İki dünya savaşı arası dönemin önemli sanat merkezlerinden birisinde başlayan resim eğitimi, onun resim ilgisinin bir tutkuya dönüşümünde etkili olmuştur. Bu sırada İstanbul’daki ailesinin zor duruma düşmesi ve babasının Mısır’a kaçması üzerine Hale’nin sıkıntılı bir döneme girdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bir süre sonra İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştır.
İstanbul’da, resim öğrenimine İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde devam etmiş ve Ömer Adil ve Feyhaman Duran gibi isimlerin öğrencisi olmuştur. Portre konusundaki başarısıyla tanınan Feyhaman Duran’ın öğrencisi olması, Hale Asaf’ın portre alanındaki tutarlı çizgisini açıklamaktadır. 1922’de, Roma gibi diğer bir önemli sanat merkezinde bulunan ve teyzesi Mihri Müşfik’in yanında resim çalışan Hale, artık güçlü bir ressam olma yolunda önemli aşamalar kaydetmiştir. İnas’dan mezun olduktan sonra, Maarif Vekaleti’nin bursu ile Almanya’ya gönderilmiş (1925), bir yıl sonra ise Paris’e giderek, burada kendisi gibi burslu olarak bulunan diğer arkadaşlarına katılmıştır. Grand Chaumiere’deki eğitimi dışında; Paris’in müzeleri, sergileri, ve sanat ortamı onun sanatçı kişiliğinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. 20.yüzyıl modern sanatının beşiği olan Paris’te, diğer arkadaşları gibi, çağdaş Türk resminin üslupsal değişimine kaynaklık edecek bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu arada, Paris’te seramik eğitimi alan bir genç olan İsmail Hakkı Oygar ile nişanlanan Hale, 1928’de İstanbul’a geri döner.

 

Hale Asaf – Bursa
Otoportre
Dönüşünün ardından Bursa Kız Öğretmen Okulu’na resim öğretmeni olarak atanmış, burada kısa bir süre kalmasına rağmen Bursa’dan çok etkilenmiş ve başta Çorapçılar Çarşısı olmak üzere şehrin çeşitli köşelerini betimleyen birçok yağlıboya resim ve desen üretmiştir. Cami ve türbeleri, eski evleri, hanları, sokak ve çeşmeleri, servileri, yeşili ve tarihiyle Ahmet Hamdi’ye Bursa’da Zaman’ı yazdıran şehir, Hale Asaf’ın resimlerine de esin kaynağı olmuştur. Şehrin tüm büyüsü ve görkemi, adeta Ahmet Hamdi’nin kalemi ve Hale Asaf’ın fırçasında deşifre edilmiştir. Onlar, mimari ve doğanın olağanüstü bir karışımı olan bu şehri, güzelliğinin son altın çağında kavramış ve ölümsüzleştirmişlerdir. Ancak Paris gibi bir sanat merkezinden henüz dönmüş olan Hale Asaf, Bursa’da kendisine sanatsal açılım sağlayacak bir ortamın eksikliğini hissetmekte, yalnız başına şehrin çeşitli köşelerinde resim çalışan bir genç kız olarak toplum tarafından yadırganmaktadır. Bu nedenlerle, bir süre sonra İstanbul’a döner.
Bu süreç içerisinde, diğer genç arkadaşlarıyla beraber bir sanatçı birliği kurma fikri doğrultusunda çaba sarfetmiştir. Bu doğrultuda atılan ilk adım, 1929 Nisan ayında Ankara Etnografya Müzesi’nde I. Genç Ressamlar Sergisi’nin açılmasıdır. Açılışını Maarif Vekili’nin yaptığı sergi ile ilgili basında çıkan değerlendirmelerden birisinde, Hale Asaf için şunlar yazılmıştır: “Hale Asaf hanım bende çok hassas ve zeki olduğu tesirini bıraktı… Çok cazip ve samimi birer taslak halinde olan Bursa peyzajları güzel bir tazelik ve renk tesirini bırakıyor.” [GABRİYEL; “Ankara’da Resim ve Heykel Sergisi”, Hayat, 16 Mayıs 1929, C. 5, S. 129, s.487]
Bu serginin devamında oluşan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer almış ve ilk sergilerine katılmıştır. Müstakillerin en önemli sergi etkinliklerinden birisi olan dördüncü sergiye de katılmış, sergi kapsamında düzenlenen danslı çayın davetiyesini hazırlamıştır. Bu sergide yer alan eserleri ile ilgili olarak Elif Naci’nin getirdiği eleştiri dikkat çekicidir:
“Hale hanımın Bursa’sı ile Mulenrujuna gelince; Hale hanım Bursa’yı Paris’te, Mulenruju da Bursa’da yapmışa benziyor.” [NACİ, Elif; “Müstakiller”, Milliyet, 27 Şubat 1931 Cuma, s.4] Ancak, bu satırların yazarı Müstakillerin aynı yılın sonunda İstanbul’da eski Türkocağı binasında açtıkları sergi üzerine yazdığı makalede Hale Asaf’ın resimlerini övmektedir: “Sonra Hale Asaf, peyzajlarında da, portrelerinde de hisli ve samimi bir tarzı- ifadeye sahip.”[NACİ, Elif; “Müstakillerin Sergisi”, Muhit Dergisi, Kanunievvel 1931, s. 75]
Hale Asaf, 1933 yılında Türkiye’den ayrılmış ve hayatının son yıllarını geçireceği Paris’e yerleşmiştir. Burada, bir yandan resim çalışmalarını sürdürmüş, diğer yandan İtalyan yazar Antonio Aniante ile birlikte bir süre Jeune Europe galerisini yönetmiştir. Mussolini karşıtı olduğu için İtalya’dan sınırdışı edilen Aniante ile Hale Asaf, burada hayatlarını paylaşmışlardır. Ancak bu dönemin sıkıntıları Hale’nin çocukluğundan miras kalan hastalığın giderek ağırlaşması nedeniyle iyice artar. “Sanatını sağlığının üstünde tutan Hale ömrünü bu uğurda harcadı. Son yılının maddi sıkıntısı içinde kıvranırken, bir İtalyan yazarının koruyuculuğu ile bir galeride görev aldı. 6 Haziran 1938 günü, 37 tablodan oluşan eserlerini sergileyecekken, 31 Mayıs 1938 günü, 18 Bd. Edgar Guinet’de karaciğer kanserinden öldü.”[TOROS, Taha; İlk Kadın Ressamlarımız, Ak Yayınları, 1988, s. 84]
Hale Asaf’ın günümüze az sayıda resmi ulaşabilmiştir. Birçoğunun ise nerede olduğu bilinmemektedir. Bilinen çalışmaları arasında manzaralar ve portreler ağırlıktadır. Portreleri arasında bir dönem evli olduğu İsmail Hakkı Oygar portresi, iki adet oto- portre özellikle dikkat çekici olanlardır. Bursa ve Paris’i konu alan manzaraları ise, nesne ve mekanın geniş geometrik yüzeylerin düzenlenmesi yoluyla tanımlandığı, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk kuşak sanatçılarının temsil ettiği yeni sanat anlayışının en önemli örnekleri arasında yer alırlar.

Hale Asaf, ürettikleri ve varlığıyla çağdaş Türk sanatının çarpıcı kişiliklerinden birisidir. Resimlerinin önemli bir kısmı kayıptır ve kısa yaşamı pek çok bilinmeyenle doludur.

 

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login