Bir Sanatçı – Şeker Ahmet Paşa

Bir Sanatçı – Şeker Ahmet Paşa

Bir Sanatçı – Şeker Ahmet Paşa

Bir Sanatçı : Şeker Ahmet Paşa

Şeker Ahmet Paşa; Osman Hamdi Bey ve Süleyman Seyyid ile birlikte batılı anlamda Türk resminin ilk önemli sanatçı kuşağını temsil etmektedir. Osman Hamdi Bey’in bu kuşak içerisinde ressam yönünden çok gerçekleştirdiği etkinliklerle sivrilen kişiliği, Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid gibi gerçekten iki iyi ressamın yeterince anlaşılamamasına neden olmuştur.

Osman Hamdi Bey, çok sayıda kitaba, makaleye ve sempozyuma konu olurken Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid, çağdaş Türk resim sanatı tarihi ile ilgili çalışmalarda hakkettikleri ilgiyi görememişlerdir. Cumhuriyet’in ilk kuşak ressamları arasında yer alan Cemal Tollu’nun Şeker Ahmet Paşa adlı kitabı (M.E.B. Yayınları- 1967) sanatçıyla ilgili bugüne kadar yayınlanmış tek örnektir. Kitabın yazarı olan Tollu’nun, kitaba konu edindiği ustası gibi mütevazı bir kişiliğe sahip olarak tanınması ilginç olduğu kadar düşündürücü bir benzerliktir.

Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında Malik Aksel’in ‘Ressamlar Şehri’ olarak tanımladığı Üsküdar’da dünyaya gelmiştir: “Üsküdar birkaç nesil evvelki ressamlarımızı kendi çevresinde topladığı gibi, onlara sadelik içinde güzelliğin zevkini tattırmıştı. Bu ressamlar sanatımıza açık kobalt mavi havalı, aydınlık resimler getirmişler, her türlü şatafattan uzak bu kenar Türk şehrinin gerçek, sıcak havasını milli pentürümüze bir stil olarak katmışlardır.” [AKSEL, Malik; Sanat ve Folklor, M.E.B. Devlet Kitapları, İstanbul- 1971]Babası Ali Efendi, oğlunu beş yaşında iken Üsküdar İlkokulu’na başlatmıştır. Burada dokuz yıl süren eğitiminin ardından 1855 yılında Tıbbiye Mektebine girmiştir. II. Mahmut döneminde ordunun hekim gereksinimini karşılamak amacıyla kurulan bu okulda (1827) Mühendishane-i Berri Humayun’la başlayan gelenek sürdürülmüş ve öğrencilere batı resim tekniğine göre resim dersleri verilmiştir. Tıp mesleğine fazla ilgi duymayan Şeker Ahmet bir süre sonra Harbiye’ye (kuruluş tarihi 1834) geçmiştir. Yine resim derslerinin olduğu bu okulda, resme olan yeteneği anlaşılan Şeker Ahmet, henüz on sekiz yaşındayken, öğrencisi olduğu okulun resim öğretmeni yardımcılığına atanmıştır.

Bu sırada padişah olan Sultan Abdülaziz, resme büyük ilgi gösteren ve kendisi de resim yapan bir kişiydi ve kısa bir süre sonra Şeker Ahmet’in resimlerini görüp beğenerek onu 1861 yılında resim öğrenimi için Paris’e yollamıştır. Bu sırada yurt dışına yollanan ve çoğu askeri okul öğrencisi olan gençler (Paris’te bu sırada Osman Hamdi Bey ve Süleyman Seyyid de bulunmaktadır) Paris’te 1860/1861 yılında kurulan Mekteb-i Osmani’de eğitim görüyorlardı: “Bunlar Türkiye’de zayıf yetiştiklerinden Fransa’daki okullara uyum sağlamakta güçlük çekiyorlardı. İşte, hem bu intibak güçlüğünü ortadan kaldırmak hem de Fransa’daki Türk öğrencilerin disiplin altında bulunmalarını sağlamak amacıyla, Paris’te Türk öğrencilerine mahsus bir okul açılmak istenmiş ve 1276 (1860/1861) yılında Mekteb-i Osmani adı altında bir okul kurulmuştu.” [CEZAR, Mustafa; Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, s.395]

 

Şeker Ahmet Paşa – Tepe Üzeride Kale

Buradaki ders programında resme özel bir önem verildiği anlaşılmaktadır. Menazır (perspektif), resm-i hatti, resmi taklidi, resmi mücessem gibi resimle ilgili dersler program içerisinde yer almıştır. Resim derslerine Fransız hocaların girdiği görülmektedir. Şeker Ahmet Paşa Mekteb-i Osmani’deki bir yıllık uyum dönemini tamamladıktan sonra; resim eğitimini ileri götürmek için devam ettiği Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde Boulanger ve Osman Hamdi’nin de öğrencisi olduğu Gerome gibi hocalardan dersler almıştır. Akademik resim geleneğine bağlı olan ve oryantalist tarzda resimler üreten bu sanatçılar, 1860’lı yıllarda Courbet, Corot, Millet gibi sanatçıların temsil ettiği realizmin ileriye dönük üslupsal kavrayışına sahip değillerdi. Buna karşılık Şeker Ahmet Paşa; Osman Hamdi’nin yaptığı gibi bu hocaların oryantalizmine saplanıp kalmayacak ve Türk resmini üslup açısından ileriye dönük olan yüzünü temsil edecektir.

Paris’te bulunduğu sırada 1867 yılında Uluslar arası Paris Sergisi açılmış ve Avrupa’yı ziyaret eden ilk ve tek Osmanlı hükümdarı olan Abdülaziz Osmanlı Devleti’nin de katıldığı sergiyi gezmiştir. Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinin de yer aldığı sergi sırasında Abdülaziz, Şeker Ahmet’i Dolmabahçe ve Çırağan saraylarına resimler almakla görevlendirdi. Bu görev Şeker Ahmet’in Fransız ressamları ve resmi ile ilgili incelemeler yapmasını gerektirmiş olmalıdır. Belki de bu sayede dönemin Fransız resmini o sırada Paris’te bulunan arkadaşlarına oranla daha iyi tanımış olacaktır. Onu oryantalizmin sıradanlığından uzaklaştıran etkenlerden birisi de bu olmalıdır.

Şeker Ahmet Paşa’nı resimleri 1869 ve 1870’deki Paris Salon sergilerine kabul edilir. Bu dönemde salon halen Paris sanat ortamındaki önemini korumaktadır. 1870 yılında okulu bitirerek Prix de Rome’u kazanan Şeker Ahmet, üç ay süreyle Roma’ya gönderilmiştir. Aynı yıl yurda döner.

Dönüşüyle birlikte yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebi’nde resim öğretmenliği yapmaya başlamıştır. Aynı zamanda Zeyrek, Bayezit, Kaptan İbrahim Paşa ve Sultanahmet Sanat Mektebi gibi lise seviyesindeki sivil idadilerde resim dersleri vermiştir. Bunlar sanatçının bir ressam olmanın yanı sıra eğitici kimliğinin de ipuçlarını vermektedir. Ayrıca faaliyete geçmesi 1887-1888 Osmanlı- Rus savaşı nedeniyle mümkün olamayan güzel sanatlar akademisinin çalışmalarında da etkin olmuştur.

Ama onun sanat ortamına en önemli katkıları düzenlediği sergilerdir. Uzun bir hazırlık evresinin ardından 27 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Sultanahmet’teki Sanat Mektebi’nde sergi açılmıştır. Aynı zamanda bu okulda ders verdiğini yukarıda belirtmiştik; o halde Sanat Mektebi’ndeki resim öğretmenliği olasılıkla bu tarihi içine alan bir zaman dilimini kapsamıştır. Açılışında bazı devlet erkanının hazır bulunduğu sergiyi ilerleyen günlerde çok sayıda önemli askeri ve sivil devlet görevlisi de gezmiştir. Dönemin basınında büyük ilgi gören sergiye yerli ve yabancı (Türk sanatçılar çoğunluktadır) önemli ressamların yanı sıra Şeker Ahmet’in genç öğrencileri de (yaşları 10- 12 arasında olan Sanat Mektebi öğrencileri) katılmıştır.

 

Şeker Ahmet Paşa – Orman

Türkiye’de açılan ilk bu ilk resim sergisinin ardından gündeme gelen en dikkat çekici konu, bir güzel sanatlar okulu açılmasının tartışılmaya başlanmasıdır. İlk serginin gördüğü ilgi üzerine sanatçı ikinci bir serginin hazırlıklarına başlar. 1 Temmuz 1875’de Darülfünun salonlarında açılan sergiden ilkinde olduğu gibi giriş için Sanat Okuluna (Sanat Mektebi) tahsis edilmek üzere para alınmıştır. Şeker Ahmet Paşa, Ahmet Bedri, Halil Paşa, Osman Hamdi Bey ve Nuri Bey sergiye katılan 30 sanatçı arasındaki 5 Türk olarak dikkat çekerler. Burada Şeker Ahmet 7 adet büyük tuvalini sergilemiştir.

Çağdaş Türk sanatı tarihi içerisinde son derece önemli bir yere sahip olan bu etkinlikler, Şeker Ahmet’in büyük gayretleriyle söz konusu olabilmiştir. Sanatçı bu sergilerden uzun bir zaman sonra 1900 yılında Pera Palas salonunda kişisel bir sergi düzenlemiştir. Eski ve yeni çalışmalarını biraraya getirdiği bu sergi sonrasında Sanayi-i Nefise Mektebi jürisi başkanlığına getirilmiştir. Sanatçı son olarak 1901 ve 1902 yıllarındaki birinci ve ikinci İstanbul salonlarında resimlerini sergilemiştir. İlk salonda iki natürmort ve bir manzarası, ikinci salonda 7 resmi yer almıştır.

Bu arada rütbesi sürekli yükselmektedir ve nihayet 1890’da ferik (tümgeneral) olmuştur. Padişah yaverliği görevini yürütürken 1895 yılında yabancı misafirlerin teşrifatçılığına getirilmiştir. Bu görevini yürütürken Mercan’daki konağında daha çok natürmort üzerine çalışmaya başlamıştır. Böylece bu süreçte önceki dönemin resimlerinde ağırlıklı konu olan manzaradan çok natürmortlar yapmıştır.

Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinde bugün İstanbul Resim- Heykel Müzesi’nde bulunan Oto- portre dışında manzara ve natürmortlar konu olarak ele alınmaktadır. Orman, Ormanda Yol, Manzaraları, Orman ve Geyik, Erenköy’den gibi manzaraları doğaya karşı duyarlılığın ve bazı özellikleriyle yenilikçi bir üslup anlayışının örnekleridir. Buna karşılık 19.yüzyılın son yıllarına denk gelen Tepe Üzerinde Kale ve Talim Yapan Erler gibi resimlerinde daha naif bir üslup dikkat çeker. Kimi kaynaklar bu naifliği Paris’ten dönüşünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına ve resmi görevlerinin sekteye uğratmış olacağı sanatsal faaliyetlerindeki azalmaya bağlamaktadırlar. Hatta Bedri Rahmi’nin onu Türk Primitifleri (bu da son derece yanlış bir tanımlamadır) arasında saymasının üzerinde durup, bunun kısmen doğruluğu üzerinde durabilmektedirler (GÖREN, Ahmet Kamil; 50. Yılında Akbank Resim Koleksiyonu, s.34). Oysa bu resimler sanatsal bir gerilemenin işaretlerinden çok üslupsal açıdan yenilenme arayışlarının bir sonucu olarak da değerlendirilebilir.

Osmanlı sarayında önemli bir konuma gelmiş olan Şeker Ahmet Paşa’nın, saraya ait minyatürlü el yazmalarını incelemiş olması akla yakındır. Tepe Üzerinde Kale (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi) adlı resmi, bazı özellikleriyle ve genel etkisiyle Levni’nin Surname-i Vehbi’de yer alan Okmeydanı adlı minyatürüne bağlamak mümkündür. Bu minyatürün arka planındaki evler ile Şeker Ahmet’in resimlerindeki evler arasında ilginç bir benzerlik vardır. Bu ayrıntı bir yana minyatürdeki çadırların tepeye doğru dizilişi ile Şeker Ahmet’in resmindeki evlerin benzer dizilişi kompozisyon açısından da bazı ortaklıkları ortaya koymaktadır.

Şeker Ahmet Paşa’nın natürmortları arasında özellikle 1902 tarihli natürmort (özel koleksiyon) ve İş Bankası koleksiyonundaki Ayvalar dikkat çekmektedir. Bunlar yalın formlar ile ışık, doku ve renk değerlerinin başarıyla sunulduğu örneklerdir.

 

Şeker Ahmet Paşa’nın oto-portresi, bu konuda Türk resminin ürettiği en anlamlı çalışmalardan birisidir. Elinde şövalesi ve fırçasıyla tuvalinin başında duran ressam, şık kıyafeti içerisinde izleyiciye doğru bakmaktadır. Şeker Ahmet Paşa, bazı manzaralarında küçük figürlere yer vermekle birlikte, bunlar manzaranın içerisinde kaybolurlar. Bu açıdan onun oto- portresi, bilinen tek figür resmi olması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır.

Şeker Ahmet Paşa, 1907 yılında hayat veda etmiştir. Ürettiği resimler, eğiticiliği ve gerçekleştirdiği etkinliklerle çağdaş Türk sanatı içerisinde ayrıcalıklı bir yeri olan bu sanatçının ileride ciddi çalışmalarla ele alınmasını ve sanatının dönemi içerisindeki yerinin daha gerçekçi bir şekilde incelenmesini umudediyoruz.

 

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login