Antonin DVORAK

Antonin DVORAK

( 1841 – 1904 )

Dvorak, Prag ın kuzeyinde, Moldau ırmağının kenarında bulunan Nehalozeves adlı küçük bir köyde dünyaya gelmiştir. Friedrich Smetana^nın senfonik şiiri ile yurdunun sembolü haline gelen bu ırmağın kıyısında doğmuş bulunan besteci de, kendisinden önce Smetana nın Çek folklorundan yarattığı milli müziğe bağlı kaldı. Bu devirde birçok Avrupa memleketlerinde MİLLİ EKOLLER teşkil ediyor, halk arasında yaşayan türlere dayalı romantizm ruhu ile dolu tarihi, milli hatıralara dayanan sanat eserleri meydana getirme arzusu uyanıyordu.

(Bu sırada kuzey memleketlerinde Alman romantik müziği ile sıkı bir temas halinde bulunan Norveçli Edvard Grieg, Danimarkalı Niels W. Gade, İsveçli Andreas Hallen, Finlandiyalı Robert Kajanus gibi besteciler etrafında yeni sanat çevreleri zuhur etmeye başladı. Bu gelişme zamanımızda hala devam etmekte ve Carl Nielsen ile Jean Sibelius gibi şahsiyetlerde mükemmel bir şekle varmış bulunmaktadır).Yukarı Elbe nin her iki tarafından uzanan Bohemya ormanlarını ve ovalarını, bir kalenin taçlandırdığı ve efsanelerin bir altın kaplama gibi gölgelendirildiği Prag şehrinin güzelliğini, halk türküleri, oyunları ve adetleri aksettirir. Renk renk bir manzara arzeden bu çevre gerek Smetana nın eserlerinde gerekse Dvorak ın senfonik şiirlerinde ve oda müziği eserlerinde ifadesini bulmuştur.

Fakat bütün operalarının en güzeli olan SATILMIŞ NİŞANLI yı yaratan Smetana da taşralı bir dilin sıkı çerçevesinde kalan bu tesirler daha geniş bir ifade kudretine sahip olan Dvorak ta şümullü bir seviyeye yükselmiştir.Dvorak ın hayatı bu değişimi aksettirir. Hayat onu uzak dünyalara yollamıştır. Fakat daima yurduna içten bağlı kaldı. Ne kadar uzaklaşsa yine yurduna döndü. Prag ta öğretmenlik yaptı, eserler yarattı. Brahms ın ve Hans von Bülow un, diğer taraftan Liszt in de takdirini kazanan Dvorak, dünyanın ilgisini üzerine çekti. Berlin, Viyana ve Cambridge de olduğu kadar memleketinde de ziyadesiyle takdir topladı. Okyanusu aşarak New York a gitti ve orada da şerefli bir mevkiye ulaştı. Fakat orada yerleşmemesi dikkate değer. Yenidünya ona birçok ilhamlar verdi.

Senfonileri, senfonik şiirleri, konçertoları, oda müziği eserleri, liedleri ve operaları hep Slav danslarının ritimlerini taşır. Bunları dinlerken genç Dvorak ın kemanı koltuğuna alıp yurdunun köylerini gezerek dans havaları çaldığını hatırlarız. Sanatkarlığının kökü o köyleridir. Fakat tahsilini yapması ve Prag operasında orkestra üyesi olarak çalışması ona menşeinin dışında olan sahalar açtı. Be sebepten bir çalgıcının müzisyen olması tabii görünmektedir. En çok Brahms’ı örnek aldı. Fakat Liszt in dikkatini de çekti. Bu suretle, müzikte taraf tutanların o zaman ciddiye alınan can sıkıcı tartışmalarına da sürüklendi. Beş uvertür ve yedi senfoniden başka beş senfonik şiir yazması, yaratıcılığında mevcut olan ikiliği açıkça gösterir. Senfonilerinin en meşhuru YENİ DÜNYADAN adlı senfonisidir. Fakat bu senfoninin yurdunun danslarından biri olan FURİANT ın saadeti ile bitişi gibi, nihayet Prag a, Moldau a ve eski dünyaya olan sonsuz hasretine dayanamayıp yine yurduna döndü.Lakin her iki yolda da Dvorak ın esas unsuru aynıdır. Bu sayededir ki, eserleri hakiki manasıyla popüler olmuş ve sonraları da değerini kaybetmemiştir. Böylece çağdaşı Çaykovski ile aynı safta bulunmaktadır.

KARABUDAK TUNCER

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login