1960’dan Günümüze Türk Resmi -1

1960’dan Günümüze Türk Resmi -1

1960’dan Günümüze Türk Resmi – I

Neşet Günal – Baba Oğul -193×93- 1961 – Tual üstüne Yağlıboya
Türk resim sanatı açısından 1960’dan bugüne uzanan süreç, daha önceki dönemlerin aksine; gruplar, dernekler ya da belli üsluplar çerçevesinde tanımlanamayacak bir bireysel zenginliği bünyesinde barındırmaktadır.
Akademi ve akademi dışındaki sanat eğitim kurumlarından, hatta özel atölyelerden yetişen artan sayıdaki sanatçının varlığı, sanatla ilgili kurum, yayın ve etkinliklerin çoğalması ve çok farklı yaşam biçimleri ve etkilenmelerin gündeme gelmesi, bu bireysel zenginliği teşvik eden unsurlardan sadece birkaçıdır.
Daha çok; belirgin sanatçı kimlikler, sanat yaklaşımları, etkinlik ve kurumlara değinilerek ele alınabilecek 1960 sonrası dönem, genel hatlarıyla; 60 ihtilalinden, artan sayıda özel galerinin ilk kurumsal örneklerinin gündeme geldiği 1973 yılına ve son 30 yılın sanat gelişmelerinde önemli rol oynayan özel galerilerin etkin olduğu 1973’den günümüze olmak üzere iki alt başlıkta incelenebilir.
Her iki dönemde de, sanat gelişmelerinin biçimlenmesinde Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gelişmeleri belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. 1960 yılında yaşanan ihtilal bu anlamda bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir.
1960- 1973 Yılları Arasında Türk Resmi
1960 ihtilalinin siyasi yansımaları bir yana, bireyler ve toplum üzerindeki etkisi derinden hissedilmiştir. Aydın bir kimlik olarak Türk sanatçısı, ülke sorunlarının demokrasinin doğal akışı içerisinde çözümlenememesinden dolayı ciddi bir özgüven sorunuyla yüzleşmek durumunda kalmış olmalıdır.
Bunun dışında; yaşanan siyasi ve toplumsal dalgalanmalar, hızlı kentleşme ve gelir dağılımındaki dengesizliklerin biçimlendirdiği farklı yaşam standartları sanatçıların yeni figüratif anlatım biçimleri geliştirmelerine kaynak oluşturmuştur: “1960’lardan bu yana Türkiye’de artan toplumsal çelişkiler ortamında kentleşme olgularının yarattığı dramatik gerilim, sanatçıların yeni figüratif ifadeci keskinlikler aramalarına yol açan itici güç olmuştur.” [TANSUĞ, Sezer; Çağdaş Türk Sanatı; s.298]
Figüratif yönelişin ağırlık merkezini, toplumsal konular ve bunun çevresinde gelişen üslup sorunları oluşturuyor gözükmektedir. Neşet Günal‘ın orta Anadolu doğasından ve yaşamından izler taşıyan toplumsal içerikli resimleri bu anlamda dikkat çekicidir. Günal, resimlerini şu şekilde tanımlamaktadır: “1960’lardan sonraki resimlerimde geriye düşme risklerini de omuzlayarak ‘anlatım’ı baş ilke edindim. Yaşam çabalarını, tasalarını, acılarını, yoksulluklarını yaşadığım ‘Toprak adamları’nın gerçeğinde kendi gerçeğimi yeniden buldum… Önce içinden geldiğim toplumsal ve doğal ortamdan ayrı düşemezdim. Bu ortamın kişiliğimde oluşturduğu ‘duyarlık’ çevremle ilişkide hareket noktası oldu. Ve gene, içinden geldiğim toplumsal ortamın yaşantısını biçimlendiren sınıfsal sorunların etkisi altında olmam doğaldı. Ben bu ortamın ürünü olarak toprak adamlarının yaşamı ve psikolojisini biçimlendirmek çabası içindeyim.”[GÜNAL, Neşet; Onuncu İstanbul Sanat Fuarı Onur Sanatçısı Neşet Günal (Katalog)]

 

Cihat Burak – Eylemlerimiz
Nuri İyem – Kardeşler
Nedim Günsur – Bacalar – 1960
Orhan Peker – Güvercinler
Neşet Günal’ın kır yaşamının sorunlarına yönelen resimleri, konu- üslup bütünlüğü içerisinde figürü ön plana çıkartan bir resim dilini ortaya koymaktadır. Günal’ın toplumsal bakış açısı dramatik yönü ağır basan bir yaklaşımı içermekteyken Nedim Günsür’ün bakış açısında ironik yön ağır basmaktadır. 1960’lı yılların başında, büyük bir bölümünü inşaat işçileri ve gurbetçilerin oluşturduğu bir dizi resim gerçekleştiren Günsür, geniş ufuklu manzaralar içerisine yerleştirdiği kalabalık figürlü resimlerinde, gerek Anadolu insanının günlük yaşamına gerek kentleşmenin trajikomik yansımalarına göndermeler yapmaktadır.
1960’lı yıllarla birlikte resim çalışmalarına ağırlık veren Cihat Burak ise, resimlerinde hiciv ve mizah yönüne ağırlık vermiştir:
“Tarih bilgisi, ilgisi ve derinlemesine okumuşluğu, mimarlık eğitimi ve bu donanımıyla Osmanlı- Türk toplumunun gerek mekansal gerekse sosyal özelliklerini kavrayışı hissedişi, hem Osmanlı hem Türk, hem batılı olarak düşünebilmesi sayesinde kendi yaşam serüveni ile paralel olarak Cumhuriyet dönemi Türk insanının yaşamı tüm çevre ve yönleri ile onun yapıtlarında duyarlı ve gerçekçi bir dille kimlik kazanmıştır.”[GÜREL, Haşim Nur; Salyangoz Satıcılarının Seyir Defteri, s.21]
Bu dönemde toplumsal konulara eğilen sanatçılardan birisi de, 50’li yıllarda soyut resimler ürettikten sonra figüratif tarza dönüş yapan Nuri İyem‘dir. Resimlerinde köyden kente göç eden insanları, gecekondu yaşamını ve genç Anadolu kadını portrelerini ele alan İyem, 60’lı yıllardaki figüratif canlanmanın en önemli isimleri arasında yer almaktadır.
Orhan Peker ve Turan Erol gibi güçlü sanatçı kimliklerin figür resmine kazandırdıkları taze soluk üzerinde durulmadan geçilemeyecek bir olgu olarak önem taşımaktadır. Öte yandan Bedri Rahmi Eyüboğlu ve onun yetiştirdiği öğrenciler tarafından temsil edilen halk sanatı ve folklor kökenli figüratif anlayış yaygın olarak temsil edilmeye devam etmektedir: “B.R. Eyüboğlu çeşitli dokusal etkiler elde etmek için kum, taş v.b. gibi her türlü malzemeyi kullandığı bu dönem resimlerinde geneldeki figüratif tutumunu korumakla birlikte geleneksel halk sanatları motiflerinin soyut da dahil olmak üzere her biçimini denemiştir.”[İSKENDER, Kemal; “Türk Resminin Dünü, Bugünü ve Geleceği”, Gergedan, Eylül 1988, S.19, s.25]
Adnan Çoker – Beş Eleman – 1972
Pervane – 1971
Özdemir Altan – Antik Anadolu Kralları – 1967
Figüratif çeşitliliğin bireysel yorumlara temellendiği bu dönemde, 50’li yıllarda ivme kazanan soyut resim de çıkış eğilimini sürdürmüştür. Geometrik ve lirik tarzda non- figüratif resimler farklı kuşaktan sanatçıların ilgi alanına girmektedir. Sabri Berkel, Adnan Çoker, Ferruh Başağa, Altan Gürman gibi sanatçıların farklı boyutlardaki soyut çalışmaları yanısıra soyut ve figüratif arasındaki çizgide bireysel yaklaşımlar ortaya koyan sanatçılar da vardır.
Bu doğrultuda; 1960’lı yıllarda Anadolu kral ve kraliçelerini konu edinen resimler ile daha sonra Sinek Kralı dizisini gerçekleştiren Özdemir Altan ve sürekli devinim halindeki fırça tekniğiyle oluşturduğu soyut figürleriyle Ömer Uluç önemli isimler olarak dikkat çekmektedirler.
Söz konusu dönemde, Türk sanatçısının daha sık yurtdışına çıkmaya başlaması ve Burhan Doğançay, Erol Akyavaş gibi isimlerin yurtdışındaki etkin sanatçı kimlikleri de Türk resmine renk katmaktadır. Sanatçılarımızın New York, Paris gibi önemli sanat merkezlerindeki varlığı, uluslar arası sergi ve etkinlikler, yayınlar v.b. aracılığıyla batı sanat merkezleriyle ve batıdaki gelişmelerle kurulan yakın ilişkiler Türk sanatçısının bireysel üslup gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.
Bu anlamda, devletin sanata sağladığı desteğin yerini, özel kişi ve kurumların almaya başlaması da önemlidir. Yapı Kredi, Akbank gibi bankalar sanat galerileri açmaktadır; Vakko İstiklal Caddesi üzerinde etkin bir galeriyi hizmete sokmuştur. DYO; Çanakkale Seramik gibi kurumlar ödüllü yarışmalar düzenlemeye başlamıştır. Özel sektördeki genişleme eğilimi, sınırlı bir koleksiyoner ilgisinin temellerinin atılması açısından da hatırı sayılır bir öneme sahiptir. İşadamı Ali Koçman 1960’lı yıllarda koleksiyon oluşturmaya başlamış ve bir anlamda çevresine örnek oluşturmuştur.
Bunların dışında, sanatçıların eserlerini sergileyecek, pazarlayacak ve canlı bir sanat ortamına merkez oluşturacak özel galerilerin bazı dikkat çekici örnekleri de göze çarpmaktadır. Ankara’da 1966 yılında açılan Doğuş Galerisi, İstanbul’da 1968 yılında açılan Galeri 1 ile 1970 yılında açılan Melda Kaptana Sanat Galerisi önemli sergilere ve canlı bir sanat ortamına ev sahipliği yapan kurumlar olarak dikkat çekmektedirler. Özel galerilerin son 30 yılın sanat ortamında oynadıkları önemli rol, 1973’den günümüze uzanan dönemin Türk resminde özel galeriler dönemi alt başlığında incelenmesini gerektirmektedir.

<

p>Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login