19.yüzyılın ikinci yarısından, II. Meşrutiyet’e

19.yüzyılın ikinci yarısından, II. Meşrutiyet’e

19.yüzyılın ikinci yarısından, II. Meşrutiyet’e:

Şeker Ahmet Paşa Atölyesinde

19.yüzyılın ilk yarısı boyunca batılı anlamda resim üreten az sayıda askeri okullarda yetişmiş Türk sanatçısı saptayabiliyoruz. Oysa Osmanlı sarayı batı kültür ve kurumlarını kendi bünyesine adapte edebilme konusunda son derece gayretliydi. Bu nedenle de yabancı ve azınlık sanatçılara siparişler veriyorlar, onları saraylarında ağırlıyorlar ve resimlerini satın alıyorlardı.

Bu sırada 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Humayunu’nun ilan edilmesiyle birlikte tanzimat dönemine girilmesi Osmanlı’nın toplumsal değişim sürecine hız kazandırırken aynı zamanda bu ortamda yetişen gençlerin yeniliklere daha atak bir şekilde el atmasına neden olacaktı: “Osmanlı devlet kurumlarının batılılaştırılması Tanzimatla birlikte büyük bir hız kazandı.

Geleneksel Osmanlı devlet yapısında uzun bir sürden beri devam etmekte olan askeri, siyasi ve mali çöküntü karşısında, bu yapıdaki etkili grupların bir kısmı, çöküntüyü durdurmanın son çaresini, Osmanlı devletinin askeri ve idari kurumlarını, Avrupa örneklerine göre yeniden örgütlemede gördüler. Öte yandan Avrupalılar da, bu batılılaştırmayı Osmanlı piyasasının kapitalist dünya sisteminin başlıca serbest ticaret alanlarından biri haline gelmesi için hararetle desteklediler. Devlet örgütlerindeki bu değişme sonucu ortaya çıkan yeni batılılaşmış Osmanlı bürokrasisi ve ordusu, Türkiye’deki toplumsal değişmenin dinamiğinde göreli olarak özerk bir rol oynamaya başladı.”[ TEZEL, Yahya; Cumhuriyet Dönemi İktisat Tarihi, Yurt Yayınları, Ankara 1982, s.416]

Üç Ressam: Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid: Toplumsal değişmenin dinamiğinde rol oynayan bu kesimin sanattaki temsilcileri aynı zamanda Türk resminin ilk üretken ve belli bir üslup çizgisine ulaşan kişilerdir. Şeker Ahmet Paşa (1841), Osman Hamdi Bey (1842), Süleyman Seyyid (1842) doğumludurlar.

Hayata veda ettikleri tarihlerde Osmanlı tarihinde bir başka dönüm noktası olan II. Meşrutiyet’e (1908) yakındır. Bu ressamlar yaşadıkları süre içerisinde gerek ürettikleri resimler gerek hayata geçirdikleri kurum ve etkinliklerle Türk resim sanatının esasen ilk kuşağını temsil etmekle kalmazlar aynı zamanda Türk resminin geleceğe dönük ufuklarını aydınlatırlar. Her biri askeri okullarda yetişmiştir. Bununla birlikte her biri yurt dışına çıkma ve burada eğitimlerini sürdürme olanağını bulmuştur. Onların resim bilgilerini geliştirmeleri için gerekli olan desteği çoğu kez padişahlar sağlamıştır. “Sultan Abdülaziz’in Türk resim sanatı için büyük iyiliklerinden biri de önce Seyyid Bey’i sonra da Ahmet Ali Bey’i resim öğrenimi için Avrupa’ya göndermiş olmasıdır.” [CEZAR, Mustafa; Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, s.153]

Kendisinin de ressam yönü olan Abdülaziz ve sonraki padişahlar Türk resminin gelişimine büyük destek sağlamışlardır. Paris’e çeşitli alanlarda eğitim almak üzere gönderilen askeri okul öğrencilerinin iyi yetişmelerini sağlamak için burada 1860-61 yıllarında açılan Mekteb-i Osmani’de resim derslerini Fransız hocalar yürütüyorlardı. Süleyman Seyyid ve Şeker Ahmet Paşa buraya 1861 yılında gitmişlerdi. Okulun kapandığı 1874 yılından önce 1867’de Paris’i ziyaret eden Abdülaziz, aynı zamanda Uluslar arası Paris Sergisi’ni gezmiş, bu arada genç sanatçılarla da ilgilenmişti. Hatta Şeker Ahmet Paşa’yı resimler seçip almakla görevlendirmişti.

 

Süleyman Seyyit-Natürmort
Osman Hamdi Bey

Bu ilgi genç sanatçıların ressam kimliklerinin sivrilmesinde son derece önemli rol oynamış olmalıdır. 1857’de babası tarafından hukuk eğitimi almak üzere Paris’e yollanan ancak burada resme ilgi duyarak Boulanger ve Gerome’un atölyelerinde çalışan Osman Hamdi de bu ortamda yetişmiştir.

Bu sanatçılar 1870 yıllarının başında ülkeye geri dönmüşlerdir. Klasik/ akademik tarzdaki resimlerinde manzara, natürmort ve ilk olarak figür resmine yer vermişlerdir. Şeker Ahmet manzara, Süleyman Seyyid natürmort ve Osman Hamdi figür resmi konusuna ağırlık vermişlerdir. Onların sanatsal üretimlerinin önemi tartışılamaz ancak gerçekleştirdikleri faaliyetler ve geleceğe dönük çabalar apayrı bir önem taşır.

Şeker Ahmet Paşa, güçlü ressam kişiliğinin yanı sıra bir öğretici, sarayın resim koleksiyonunu geliştirmekle sorumlu bir danışman ve sanatsal etkinliklerin gerçekleşmesine öncülük eden bir kişiydi. Onun 1873 yılında İstanbul’da, Türkiye’deki ilk resim sergisini düzenlediğini biliyoruz. Bunu, 1875’deki ikinci bir sergi izler. Her ne kadar daha önce sarayda yabancı sanatçıların bazı sergiler düzenlediğini, Harbiye gibi okullarda öğrenci çalışmalarının sergilendiğini, 1863’deki Sergi-i Osmani’de bir güzel sanatlar köşesi bulunduğunu ve daha sonrasında Abdullah Biraderlerin fotoğraf stüdyosunda Osman Hamdi ve Serkis Dranyan’ın resimlerini sergilediklerini, 1876’da Guillemet’in ders verdiği öğrencileriyle birlikte sergi açtığını ve çoğunluğu yabancı ve azınlık sanatçılardan oluşan ABC Kulübü’nün 1880 ve 1881 yıllarında sergi düzenlediklerini biliyorsak da; Şeker Ahmet Paşa’nın sergi etkinliklerinin kurumsallaşması konusundaki etkin kimliğini gözden kaçırmamalıyız. 1900’de Pera’da açtığı kişisel serginin ardından 1901-3 yılları arasında İstanbul Sergileri’nin düzenlenmesine öncülük eder.

Çeşitli okullarda resim öğretmenliği yapan ve bazı gazetelerde yazı ve çevirileri yayınlanan Süleyman Seyyid ayrıca yayınlanmamış bir kitap olan Fenni Menazır’ı yazmıştır.

Osman Hamdi Bey; Ressam ve Kültür Adamı: Diğer iki sanatçıdan farklı olarak asker kökenli olmayan Osman Hamdi, fotoğraftan yararlanarak yaptığı resimlerine figüre önem vermiş ve batı oryantalizmine cevap olarak Osmanlı insanının düşünce ve yaşantısını yansıtan resimler yapmıştır. Onun resimleri üslup olarak Şeker Ahmet ve Süleyman Seyyid’in resimleri kadar ileri dönük değildir ve daha akademik bir çizgidedir. Buna karşılık sadece Türk resmine figürü kazandırmaları açısından değil, aynı zamanda aralarında hocası Gerome’un da bulunduğu batılı oryantalist ressamların batı uygarlığının er geç yutacağı bir alt kültür olarak baktıkları ve resimlerinde bu şekilde yorumladıkları Osmanlı kültürünü, bu kültürün içinden çıkmış bir kişi olarak değerlendirmesidir. Onun resimlerinde Osmanlı kıyafetleri içerisinde Osmanlı mekanı içerisinde yer alan figürler düşünen, okuyan ve tartışan kişilerdir ve bu özellikleriyle değişen Osmanlı toplumunda bilginin, kadının, mevcut değerlerin önem kazandığı bir doğu-batı sentezini ifade ederler.

 

Osman Hamdi-Kaplumbağa Terbiyecisi-223 x 117-1906-Özel Koleksiyon

Osman Hamdi, sadece resimleriyle değil yaptıklarıyla da bir kültür adamı kimliği ortaya koymaktadır. Onun arkeolog olarak çabaları aralarında İskender Lahti’nin de bulunduğu çok sayıda antik eseri kazandırmakla kalmamış ayrıca gerçek anlamda bir arkeoloji müzesinin kurulmasına ve eski eserler tüzüğünün çıkarılmasına kadar uzanmıştır. Arkeoloji Osman Hamdi’nin sanat anlayışının biçimlenmesinde de önemli bir etkendir. Onun Türk sanatına en büyük katkısı ise ölümüne değin müdürlüğünü yaptığı Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi’ni (bugün Mimar Sinan Üniversitesi) kurmuş olmasıdır (1883). Türk resim sanatına çok sayıda isim kazandırmış olan bu eğitim kurumu güzel sanatlar alanında Türkiye’nin son bir asırlık veriminin can damarı olmuştur.

Sonuç olarak Osman Hamdi, gerek hayata geçirdiği kurumlarla gerekse fotoğraftan kareleme yöntemiyle çalıştığı üslup açısından ileriye dönük özelliği olmayan resimleriyle kültürel anlamda Türk sanatı için büyük bir önem taşımaktadır. Kanımca asker ressam kuşakları arasında sivil bir kişilik olarak resim üretmesi de halen yeterince sivilleşememiş bir toplumun kültürel tarihinde son derece anlamlı bir yer işgal etmektedir.

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login