16.Yüzyıl – Yüksek Rönesans

16.Yüzyıl – Yüksek Rönesans

16.Yüzyıl – Yüksek Rönesans

Hans Memling – Dua Eden Adam Portresi-29.2×22.5-1485-90-Panel üzerine yağlıboya
Hugo van der Goes – Meryem’in Ölümü-147×122-1480-Ahşap üzerine yağlıboya
Hugo van der Goes – Portinari Altarı(Çobanların Secdesi)-253×586-1476-79-Ahşap üzerine yağlıboya

16.Yüzyıl: Yüksek Rönesans
16.yüzılda İtalyan sanatçıları giderek daha fazla özgürleşmiş ve toplumsal statü kazanmıştır. 15.yüzyılın sanat patronları, sanatçılara konudan figürlerin boyutlarına kadar en ince detayları vermekteydi. Ancak patronların eser üzerindeki belirleyici etkileri, artan taleple genişleyen piyasa dahilinde özgürleşen ve sanatçı kişiliğini ortaya koyan ustaların direnciyle karşılaşmakta gecikmemiştir. Isabella d’Este, aracısı vasıtasıyla iletişim kurduğu Giovanni Bellini’den şöyle bir cevap almaktadır: “Siz Hanımefendilerinin yazdığı konuyu resimlemek işini, onu uygulayacak olan ve kendi tarzına uymayan pekçok ayrıntılı talep olduğunu düşünen sanatçıya bırakmak gerektiğine inanıyorum. Söylediği kadarıyla resimlerini istediği gibi, özgürce düzenlemeye alışkın…”

Bu cevap, sanatçının kendi değerinin farkına varışının bir göstergesidir. Giovanni Bellini, yaratıcı gücünün farkındadır ve bundan taviz vermek istememektedir. Böylesine bir tavrın herhangi bir maddi endişe duymamaktan kaynaklanan bir rahatlığın sonucu olduğu öne sürülebilir, ama bu mutlak koşul değildir. Sanat tarihi boyunca sanatçıların açlık uğruna prensiplerinden taviz vermediğine dair sayısız hikaye vardır, yeter ki bir sanatçı olarak ayrıcalığını hissetmiş olsun.

16.yüzyılda hiçbir sanatçı Michelangelo’nun elde ettiği ayrıcalıklı konuma ulaşamamıştır. Onun uzlaşmaz kişiliği bile aristokratlar ve papalar tarafından hoş görülüvermiştir: “Her gelen papa, bir öncekinden daha bir istekle, kendi adını Michelangelo’nun adına bağlamak için didindi durdu sanki. Artık yaşlanmış ustanın hizmetini prensler ve papalar kendi aralarında paylaşmak için çabalarken o, gittikçe içine kapanıyor ve ilkelerinde daha bir uzlaşmaz hale geliyordu.” Ama Michelangelo’nun kazandığı ün ve saygının ölçütünü tam olarak anlayabilmek için, onun bir yapıtına sahip olabilmeyi tutkuyla arzulayan genç Federico II. Gonzaga’nın aracısına yazdığı mektuptan bir alıntı yapmak gerekir: “…ve bu yüzden burada onun için yapamayacağımız şey yoktur, yeter ki onu neyin memnun edeceğini bilelim… ve bizim adımıza, uygun gördüğün en etkileyici ve dostça şekilde, bana bu onuru vermeyi arzulayıp arzulamadığını sor, onun elinden çıkma bir yapıt, resim ya da heykel hangisini tercih ederse, çünkü biz birini diğerinden ayırmıyoruz, yeter ki onun elinden olsun. Ve olur da sana hangi konuyu arzuladığımızı soracak olursa, onun kendi yaratımından daha fazla bir şeyi arzulamadığımızı söyleyeceksin.”

Bu yüzyılda, sanata yönelik ilginin toplumun giderek artan kesimine yayılması da dikkat çekicidir. Burjuvaya yönelik çalışmaların satıldığı Cuma pazarları, ressamlar loncası olan St. Luke loncası tarafından düzenlenmeye başlanan halka açık sergilerdi. Sanatçılarla sanat patronları arasındaki iletişimi sağlayan aracılar belirmişti. Ve hepsinden önemlisi resim koleksiyonculuğu gelişmeye başlamıştı.

Bütün bu gelişmeler başta İtalya olmak üzere Flaman ve Almanya’da hissedilmiştir. 16.yüzyıl, Rönesans sanatının olgunlaşma dönemidir ve yüzyılın ilk yarısını kapsayan dönem ‘Yüksek Rönesans’ olarak isimlendirilir, buna karşılık ikinci yarısı ‘Maniyerist’ anlayışın gelişimine sahne olacaktır. Yüksek rönesans sanatçıları bilimsel esaslara dayalı ve doğanın gerçekçi sunumu doğrultusunda bütün verileri değerlendirerek çalışan isimlerdi. Doğanın titiz bir şekilde gözlenmesi ve anatomik çalışmalar, bu çok yönlü sanatçıların ortak özelliğidir. Her biri atölyede usta çırak ilişkisine dayalı eğitimlerini tamamladıktan sonra güçlü ve zengin ailelerin ya da papalığın emrinde resim, heykel ya da mimari alanları içine alan ürünler vermişlerdir.

 

Leonardo da Vinci – Kahin Kralların Secdesi-246×243-1481-82-Galleria degli Uffizi, Floransa

16.yüzyıl Roma Okulu
Floransa, rönesansın doğduğu ve yayıldığı kent olarak dikkat çekmiştir. Başta Mediciler olmak üzere pekçok zengin kentsoylunun himaye ettiği sanatçılar, yepyeni bir sanat anlayışının temsilcileri olmuşlardır. Bununla birlikte, 16.yüzyılda sanatçılara çok sayıda siparişte bulunan başka bir güç dikkat çekmektedir. Vatikan kilisesi ya da diğer bir deyişle papalık, kilisenin toplum üzerindeki etkisini arttırmak amacıyla sanat patronluğu rolünü üstlenmiş ve sanatın etkileme gücünden yararlanmayı amaçlamıştır. Bu dönemde Mediciler gibi zengin ailelerin fertlerinin de zamanla papalığa ve yüksek dinsel mevkilere yükselmeleri dikkat çekici bir gelişmedir 1. Böylece 16.yüzyıl papaları en önemli sanat patronları olmuşlardır. Michelangelo, Raffaello gibi çok sayıda sanatçı papalar için çalışmış ve onlar için resim, heykel ve mimarlık alanında pekçok başyapıt üretmişlerdir.

Bu koşullarda Roma, 16.yüzyıl İtalya’sının en önemli sanat merkezi durumuna gelmiştir. 15.yüzyılda Floransa, Venedik ve Flaman resim okullarından bahsetmiştik; 16.yüzyılda Floransa okulu yerine bir Roma okulundan bahsetmek mümkün olacaktır. Bunun önemli bir nedeni bu yüzyılda Floransa’da yetişen pekçok büyük sanatçının diğer kentlerin zengin aileleri ve başta da papalık tarafından deyim yerindeyse transfer edilmesidir. Bu nedenle sanatçıların yetiştikleri merkez neresi olursa olsun İtalya’da 16.yüzyıl sanatını iki merkezde Roma ve Venedik’te incelemek daha uygun düşecektir.

Leonardo da Vinci (1452- 1519):
Leonardo da Vinci, 15 yaşında Andrea del Verocchio’nun atölyesinde çalışmaya başlamıştır. Burada dönemin pekçok genç sanatçısıyla birlikte çok yönlü bir eğitim almıştır. Resim, heykel, araç yapımı gibi teknik ve mekanik sanatlar konularında yetişme imkanı bulmuştur. Ustası Verocchio’nun imzasını taşıyan İsa’nın Vaftizi adlı resim, daha çok Leonardo’nun bu resme sağladığı katkıyla bilinir. Leonardo, resimde yer alan en soldaki melek figürü ile arka plandaki manzaranın bazı bölümleri üzerinde çalışmıştır. Aslında bu, dönemin atölye çalışması olan ürünlerinin genel özelliğidir.

Atölyenin ustası resmin genelini tasarladıktan sonra yanında çalışan ve eğitim gören çıraklara hayvan figürü, mimari, kumaş kıvrımları, doğa gibi farklı bölümleri tamamlatmaktaydı. Ancak Leonardo, henüz atölyede iken resim konusundaki üstün yeteneğini ispatlamış ve ustasını aşan bir sanatsal gücü ortaya koymuştur.

 

Leonardo da Vinci – Kayalıklar Meryemi-199×122-1483-86-Tual üzerine yağlıboya (ahşaptan transfer)-Louvre Müzesi, Paris
Leonardo da Vinci – Azize Anne ile Meryem ve Çocuk İsa-168.5×130-1510-Ahşap üzerine yağlıboya-Louvre Müzesi, Paris

Sanatçı atölyeden ayrılarak, 1472’de Floransa ressamlar loncasına kaydolmuştur. Bir atölyede usta- çırak ilişkisiyle alınan eğitimin ardından sanatçılar loncasına kaydolarak bağımsız sanatçı olarak çalışmaya başlamak geleneksel bir mesleki kariyer çizgisidir. Leonardo da Vinci, 1481’e değin Floransa’da bağımsız olarak çalışmıştır. Onun bu süreçte ürettiği erken çalışmalardan birisi Meryem’e Müjde adlı resimdir. Yaklaşık olarak 1475 yılına tarihlenen resim, 98x127cm. boyutlarındadır. Pekçok özelliği ile 15.yüzyıl Floransa resim geleneğine bağlıdır. Leonardo burada henüz kendine özgü resimsel yenilikleri kullanmamıştır. Meryem resmin sağ tarafında yer alır ve antik sanata bir gönderme niteliğindeki kabartmalı ve resim yüzeyine dik yerleştirilmiş masanın arkasında oturmaktadır. Meryem’in arkası mimari bir öğeyle sınırlanmıştır. Resmin sol tarafında ise melek bulunmaktadır. Onun arkasında doğa görünümü yer almaktadır. Figürler ön planda dörtgen bir kompozisyon içerisindedirler. Doğa ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Doğa ilgisi, tüm rönesans sanatçılarının genel bir özelliğidir. Yalın, anıtsal figürleri, geometrik ve simetrik kompozisyonu ile Leonardo’nun bu resmi tipik bir 15.yüzyıl Floransa resmidir.

Floransa’da bulunduğu bu döneme ait bir diğer çalışma Kahin Kralların Secdesi adlı resimdir. 1481 yılına tarihlenen resim, 240x246cm. boyutlarındadır. Ahşap üzerine yağlıboya ve bistre2 boya ile çalışılmış bu resimde Leonardo’nun resim alanındaki yenilikçi tarzını ortaya koymaya başladığını görürüz. Resim tamamlanmamış olmasına karşın Leonardo’nun kariyerinin erken başarılarından biridir. Tamamlanmamış olması belki de onun resim üzerine yaptığı bilimsel çalışmalar ve düşüncüleri olgunlaştırmak için verdiği içsel mücadeleyle ilgilidir. Resmin ön planında ortada Meryem ve çocuk İsa yer almaktadır. İki yanda onların önünde secde etmekte olan kalabalık kral grubu bulunmaktadır. Üçgen bir kompozisyonu oluşturan kralların hayranlık ve şaşkınlık dolu yüz ifadeleri çok güçlü ve etkileyicidir. Arka planda solda yuvarlak kemerli bir antik yapı görülmektedir. Resmin ortasında biraz sağa doğru arka arkaya iki ağaç bulunmaktadır. Doğa ve mimari yine önemli unsurlar olarak dikkat çekmektedirler. Leonardo’nun bu resmindeki en önemli özellik figürlerinin hayranlık uyandırıcı gerçekliğidir. Bu gerçeklik, Leonardo’nun figürleri tanımlayan dış çizgileri ışık- gölge karşıtlığı, tonlama ve renk kullanımı ile eriterek onlara hareketli ve anıtsal etki kazandırmasından kaynaklanmaktadır. Sfumato adı verilen bu tekniği daha sonra sistemli bir uygulama haline dönüştürecektir.

1482 yılında Leonardo da Vinci Milano’ya giderek Ludovico Sforza’nın hizmetinde çalışmaya başlamıştır. Kayıtlarda dükün ressam ve mühendisi olarak geçmektedir. Sforza için resim, heykel ve mimari alanındaki yeteneklerinin yanı sıra askeri istihkamlar, sahne gösterileri3 ve bazı mekanik uygulamalar konusundaki ustalığını da harekete geçirmek zorunda kalmıştır.

 

Leonardo da Vinci – Mona Lisa – 77 x 53 – 1503-05 – Panel üzerine yağlıboya – Louvre Müzesi, Paris
Leonardo da Vinci – İsan’nın Vaftizi (detay) – 177 x 151 – 1472-75 – Ahşap üzerine yağlıboya – Galleria degli Uffizi, Floransa

Bütün bunlar, onun zamanının büyük bölümünü almakla birlikte buradaki 17 yıllık ikameti süresince pekçok önemli çalışmaya imza atmıştır.

Bunlardan Santa Maria Delle Grazie manastırının yemekhane duvarını kaplayan 420x910cm. boyutlarındaki Son Akşam Yemeği; 1495- 98 yıllarına tarihlenen oldukça büyük bir duvar resmidir. Resim zaman içerisinde çok zarar görmüştür. Özellikle dünya savaşı sırasında tahrip olmuştur. Ancak bugün büyük bir özenle korunmaktadır. Son Akşam Yemeği konusu, incilden alınma bir konudur. İsa’nın çarmıha gerilmesi ile sonuçlanan gelişmeler öncesinde, İsa ve havarileri birlikte yemek yemektedirler. İsa bu yemek masasında havarilerine içlerinden birisinin kendisine ihanet edeceğini söylemiştir. Resim, İsa’nın bu açıklamayı yaptığı anın hemen sonrasını yansıtmaktadır. Havariler şaşkınlık ve merak dolu ifadelerle bu açıklamaya tepki vermektedirler. Hareketleri ve duruşlarıyla ifade verilmiştir. Ona ihanet edecek kişinin kendileri olup olmadığını sormaktadırlar. Olayın doruk anı verilmiştir. Ortada yer alan İsa’nın iki yanında havariler üçerli dört grup halinde yerleştirilmişlerdir. Bunların arasında Yahuda dirseğini masaya koymuş elinde içi gümüş dolu keseyi tutan figürdür4. İsa’nın açıklamasına tepki vererek merakla ona doğru hareket eden Aziz Petus, farkında olmadan Yahuda’yı diğerlerinden ayırmaktadır. Havarilerin hareketleri İsa’yı yalıtılmış bir şekilde ortada bırakmaktadır. Bu kompozisyon düzenlemesi İsa’nın kaçınılmaz kaderini ima etmektedir 5. Aynı zamanda resmin yüzeyine, ya da diğer bir deyişle izleyiciye doğru açılan iç mekanda tavandaki uzunlamasına çizgiler ve yan duvarlardaki dörtgen şekillerle verilen çizgisel perspektifin kaçış noktası dikkati İsa’da toplamaktadır. Yine, dış mekana açılan üçlü pencere dizilişinden ortadaki büyük olan, İsa’nın arkasında adeta bir hale gibi yer almakta ve İsa’nın resmin odağı haline gelmesine katkı sağlamaktadır.

 

Leonardo da Vinci – Meryem’e Müjde-98×217-1472-75-Ahşap üzerine tempera-Galleria degli Uffizi, Floransa
Leonardo da Vinci – Son Akşam Yemeği-460×880-1498-Fresk

Leonardo da Vinci’nin Milano döneminde gerçekleştirdiği önemli resimlerden bir diğeri Kayalıklar Meryemi’dir. Bugün biri Louvre’da diğeri Londra National Gallery’de bulunan iki kopya olarak yaptığı konunun üzerinde yaklaşık olarak 1483 yılında çalışmıştır. 197x120cm boyutlarındaki Louvre versiyonu ile diğeri genel olarak birbirinin benzeridir. Ön planda bir doğa kesitinin içerisinde ortada Meryem, sağ yanında bir melek ve çocuk İsa, sol yanında ise bir çocuk olarak Vaftizci Yahya yer almaktadır. Bu figür dizilişi, üçgen bir kompozisyon oluşturmaktadır. Ancak, meleğin İsa’ya yönelen bakışları, İsa’nın Vaftizci Yahya’ya doğru yaptığı kutsama hareketi ve soldaki vaftizci Yahya’nın yine İsa’ya yönelen hareketi ile Meryem’in kolunu Vaftizci Yahya’ya doğru uzatışı bu figür grubuna piramidal bir etki kazandırmaktadır. Kısacası; figürlerin dizilişi ve birbirleriyle ilişkilendirilişi üçgen kompozisyona piramidal etki kazandırılması açısından önemlidir. Meryem’in elini resim yüzeyine doğru uzatışı bu hacimsel etkiyi arttırıcı bir unsurdur. Figürlerin bulunduğu resmin ön planında aydınlık, arkalarında bulunan kayalarla sınırlı doğa kesitinde koyu ve nihayet kayaların arasından görünen boşlukta tekrar aydınlık şeklinde bir plan düzenlemesi yapılmıştır. Böylece Leonardo, hava perspektifi adı verilen bir tekniği geliştirmiştir. Hava perspektifi, yani aydınlık- koyu- aydınlık şeklindeki derinlemesine gelişen plan düzenlemesi bundan sonra çizgisel perspektifin yerini alan bir uygulama olarak önem kazanacaktır. Kayalıklar Meryem’inde Leonardo’nun ayrıntılı doğa işçiliği onun doğanın incelenmesi konusuna verdiği önemi yansıtmaktadır. Bunun yanı sıra Meryem’in bir doğa kesitinin içinde dünyevi bir kişilik olarak aktarıldığı görülmektedir. Londra National Gallery’de bulunan versiyon daha geç bir tarihte yapılmıştır ve aynı konu ve kompozisyonun daha olgun bir sunumudur.

Leonardo da Vinci, Milano’nun Fransız istilasına uğraması ile birlikte, bu şehirde Sforza sarayındaki uzun ikametine son vererek 1499’da Floransa’ya dönmüştür. Burada da Milano’da olduğu gibi bilimsel çalışmalarını sürdürmüştür. Leonardo, 1506 yılına kadar kaldığı Floransa’da baş yapıtı olarak kabul edilen Mona Lisa’yı gerçekleştirmiştir. La Giaconda olarak da bilinen bu resim, 1503- 1505 yılları arasında tamamlanmış bir portre çalışmasıdır ve 77x53cm. boyutlarındadır. Derin bir arka planın önünde bir kadın figürü yer almaktadır, ¾ cepheden verilen figür izleyiciye doğru bakmaktadır. Mona Lisa, Leonardo’nun bulduğu sfumato tekniğinin ilk önemli uygulamasıdır. Figür ve nesnelerin kenar çizgileri gölge içerisinde eritilerek onlara hacim kazandırılmakta ve daha hareketli bir etkiye sahip olmaları sağlanmaktadır. Bu resimde, ışık- gölge kullanımı önemlidir. Sfumato tekniği, daha sonraki dönemde gelişecek olan barok resmin yolunu açan unsurlardan birisidir.

 

Michelangelo Buanorroti – Musa  -Yükseklik:235 cm-Mermer-1515-S. Pietro Vincoli, Roma
Michelangelo Buanorroti – Köle (uyanan)-Yükseklik:235 cm-Mermer-1519-36-Galleria dell’Accademia, Floransa

 

Michelangelo Buanorroti – Merdivenli Meryem-55.5×40-1490-92-Mermer-Casa Buonarroti, Floransa
Michelangelo Buanorroti – Davud-Yükseklik:434 cm-Mermer-1504-Galleria dell’Accademia, Floransa

 

Leonardo, 1506- 1513 yılları arasında tekrar Milano’dadır ve burada özellikle anatomi çalışmalarına yoğunlaşmıştır. Milano’daki bu ikinci ikametinde gerçekleştirdiği en önemli resim Azize Anna ile Birlikte Meryem ve Çocuk İsa’dır. 1508- 1510 yılları arasına tarihlenen resim, 168x130cm. boyutlarındadır. Figürler yine doğa içerisindedirler. Meryem, annesi olan azize Anna’nın kucağında oturmaktadır ve resmin sağ tarafında kuzuya doğru uzanan çocuk İsa’yı tutmak için öne doğru eğilmiştir. Resimde özellikle hareketler ve duruşlar önemlidir. Derinlikli bir manzaradan oluşan, tamamlanmamış bir arka planın önünde yer alan figürler kompozisyonu oluşturmaktadırlar. İfadeler son derece doğaldır ve yine sfumato tekniğinin başarılı bir uygulaması söz konusudur.

Michelangelo Buanorroti (1475- 1564):
1488 yılında 13 yaşındayken Floransa’nın ünlü ressamı Domenico Ghirlandaio’nun atölyesine girmiştir. Bu sırada Ghirlandaio, Santa Maria Novella’nın koro kısmındaki fresk dizisiyle uğraşmaktadır. Ghirlandaio fresk konusunda çok önemli bir ustadır. Michelangelo, fresk konusundaki ilk birikimlerini ustasından edinmiş olmalıdır. Michelangelo erken yaşta kendisini kanıtlamış ve Medicilerin himayesine girmiştir. Sanatçı hayatı boyunca resim, heykel ve mimari alanlarında çok sayıda ürün vermiştir. Buna karşılık özellikle heykel çalışmaları dikkat çekicidir. Mediciler önemli bir antik heykel koleksiyonuna sahiptir ve Michelangelo bunları inceleme şansına sahip olmuştur. Rölyef şeklindeki Merdivenli Meryem (1491- 1492) ve Kentaurosların Savaşı (1492) gibi erken heykel çalışmalarında antik heykellerin etkileri sezilmektedir.

1496’da Roma’ya gitmiştir. Michelangelo’nun heykel alanındaki çalışmaları giderek olgunlaşmış ve ideal güzellik anlayışına dayalı klasik tarzda başyapıtlar ortaya koymuştur. Bunların ilk örneklerini Roma’da gerçekleştirmiştir. 1496- 97 yıllarına tarihlenen Baküs heykeli, antik etkili heykellerden birisidir. Bir bahçeye konmak üzere yapıldığından her yönden görülecek şekilde tasarlanmıştır. 1498 tarihli Pieta heykeli bir Fransız kardinalinin siparişi üzerine yapılmıştır. Pieta sahnesi, kucağında İsa’nın cansız bedeniyle, oğlunun ölümüne ağıt yakan Meryem’i gösterir. Bu çalışma da Michelangelo’nun ideal güzellik anlayışını yansıtan klasik heykellerinden birisidir. Hareket, ifade, anatomi ve kumaş kıvrımlarının verilişi son derece başarılıdır. İsa’nın cansız vücudunun ağırlığı da başarıyla verilmiştir.

Michelangelo Buanorroti – Gece -Uzunluk:194 cm-Mermer-1526-33-Sagrestia Nouva, Floransa
Michelangelo Buanorroti – Gündüz -Uzunluk:185 cm-Mermer-1526-33-Sagrestia Nouva, Floransa
Michelangelo Buanorroti – Gün Batımı -Uzunluk:195 cm-Mermer-1524-31-Sagrestia Nouva, Floransa
Michelangelo Buanorroti – Gün Doğumu -Uzunluk:203 cm-Mermer-1524-31-Sagrestia Nouva, Floransa

1501 yılında ününü arttırmış bir sanatçı olarak Floransa’ya döner. Burada bazı siparişler üzerinde çalışmaya başlamıştır. Bunlardan en önemlisi Davud heykelidir. Eski Ahit’te (tevrat) Davud ile Goryat’ın hikayesi geçmektedir. Genç Davud, kendisinden çok iri ve güçlü olan dev Goryat’ı elindeki sapanla taş fırlatarak mağlup etmiş ve dize getirmiştir. Michelangelo, yaşamının değişik evrelerinde Davud’u bu sahnenin çeşitli aşamalarında gösteren heykeller yapmıştır. 1501- 1504 yıllarına tarihlenen ilk Davud heykeli bunların en ünlüsüdür. Rönesansın ideal güzellik anlayışını yansıtan bu heykelde, genç bir erkek figürü sağ elinde bir taş, omzuna attığı sol elinde ise bir sapan tutmaktadır. Davud mücadeleye hazırlanırken gösterilmiştir. Az sonra harekete geçecek ve taşı fırlatarak Goryat’ı devirecektir. Yunan ve Roma heykellerindeki kontraposto (contrapposto) duruşu 6 ile ayakta gösterilmiştir. Kaslar, duruş ve damarlar bütün ifadeyi tanımlamaktadır. Anatomi konusundaki birikimini kusursuz bir örnekle somutladığı bu heykelde Michelangelo, zekası ve yeteneğiyle rakibini mağlup eden bir kişiyi anlatmaktadır. Floransa kent yönetimi tarafından sipariş edilen bu heykel, zorbalığa karşı cesaret ve enerjinin zaferini sembolize etmektedir. Vasari ise, heykelin iyi yönetimi sembolize ettiğini söylemektedir.

Michelangelo’nun kariyerinin başlangıcında heykel alanındaki başarısı özellikle dikkat çekicidir. Ancak o da diğer çağdaşları gibi çok yönlü, üretken bir sanatçıdır. Resim ve mimarlık alanlarında da çalışmıştır. Ancak yağlıboya resim alanında çalışmayı pek sevmemektedir ve bu konuda fazla üretken olmamıştır. Onun resim alanındaki başyapıtları Vatikan’da gerçekleştirdiği duvar resimleridir. Buna karşılık az sayıda tuval resmi yaptığı bilinmektedir. Bunlardan birisi bir sanat patronu olan Agnolo Doni7 için yaptığı ve bu yüzden Doni Tondosu 8 olarak da bilinen Kutsal Aile adlı resimdir. 1503- 1504 yıllarına tarihlenen 120cm. çapındaki resimde üç ana figür, kompleks bir grup oluşturmaktadır. Heykelsi figürler ön planda büyük olarak yer almışlardır. En önde oturan Meryem sağ omzu hizasında yer alan çocuk İsa’yı tutmak üzere kıvrılarak bir hareket yapmaktadır, İsa’nın ona doğru hareketi ve ikisinin arkasında yer alan babanın duruşu, anıtsal kumaş kıvrımları ile girift bir bütün olarak sonuçlanmaktadır.

Michelangelo, tuval ya da ahşap gibi küçük boyutlu malzemeler üzerine resim çalışmayı tembel işi ve kadınlara yakışır bulmaktadır. Ancak kısa süre sonra resim alanındaki gücünü gösterebileceği tam kendisine göre bir sipariş almıştır. Papa II. Julius’un çağrısıyla Roma’ya gitmiş ve burada Vatikan’daki Sistina Şapeli’nin duvarlarına freskler yapmakla görevlendirilmiştir. 1508- 1512 arasında tamamladığı fresklerde kutsal kitaptan konular işlenmiştir. Adem ile Havva’nın Cennetten Kovuluşu, Nuh Tufanı, Güneş ve Ayın Yaradılışı, Adem’in Yaratılışı gibi… Bütün bu resimler çok geniş bir alanı kaplayan tavan kısmına yapılmıştır. Sahnelerin arasında kadın kahinler ve peygamberlerin portreleri yer almaktadır. Kurduğu iskelenin üzerinde aralıksız çalışmaktan Michelangelo’nun kambur kaldığı söylenmektedir. Genel etkisiyle tavandaki resimler müthiş bir dinamizmi yansıtmaktadır. Adem’in Yaratılışı sahnesi en ünlü kısımlardan birisidir. Tanrı figürü yaşlı dinamik ve enerjik bir erkek olarak tasvir edilmiştir. Bütün dinamizmiyle karşısında duran Adem’e dokunarak onun cansız bedenine güç verecektir. Olayın tam doruk anı aktarılmıştır ve parmaklar birbirine değmek üzeredir. Olayın doruk anının verilmesi sonradan barok dönem ressamları tarafından sevilerek kullanılacaktır. Ayın ve Güneşin Yaratılışı sahnesinde de Tanrı tüm dinamizmiyle aktarılmıştır. Adem ve Havva’nın Cennetten Kovuluşu’nda pişmanlık ifadesi hareketlerle verilmiştir ve bu Masaccio’nun aynı konulu resmine göndermeler içermektedir. Michelangelo’nun güçlü desen anlayışı tüm figürlerde kendisini belli etmektedir.

 

Michelangelo Buanorroti-Pieta Rondanini-Yükseklik:195 cm-Mermer-1552-64-Castello Sforzesco, Milano
Michelangelo Buanorroti-Pieta Rondanini (detay)-Yükseklik:195 cm-Mermer – 1552-64 – Castello Sforzesco, Milano

 

Michelangelo Buanorroti-Pieta-Yükseklik:174 cm-Mermer-1499-Basilica di San Pietro, Vatikan
Michelangelo Buanorroti-Pieta-Yükseklik:226 cm-Mermer-1550-Castello Sforzesco, Milano

 

Michelangelo, Roma’da Papa II. Julius için bir mezar anıtı gerçekleştirmekle görevlendirilir. Siparişi 1505 yılında almış ve bunun için bir proje hazırlamıştır. Ancak maddi nedenlerle bu büyük proje kısıtlanarak uygulanabilir. Michelangelo projeyi 1513- 15 arasında gerçekleştirir. Burada en önemli figür Musa heykelidir. Anatomi, kumaş kıvrımları, duruş, hareket çok başarılı bir şekilde aktarılmıştır. Michelangelo’nun heykeldeki gücünün somut örneklerinden birisi de bu Musa heykelidir. Klasik heykel anlayışına bağlı kaldığı bu heykel dışında yine bu proje kapsamında ele aldığı esir heykelleri çok ünlüdür.

Sanatının bundan sonraki aşamasında Michelangelo, gerek resim gerek heykel ve gerekse mimari alanındaki üretimlerinde maniyerist bir tarzı benimsemiştir. Floransa’da 1530- 34 yılları arasında gerçekleştirdiği Medici Şapeli heykelleri onun heykeldeki maniyerist yaklaşımının erken örneklerini oluşturmaktadır. Bu anlamda özellikle Giuliano ve Lorenzo Medici’nin mezarları üzerindeki heykeller önemlidir. Mezarların üzerindeki derin nişlerde Lorenzo ve Giuliano’nun oturur vaziyette heykelleri vardır. Bu heykellerin altındaki basık bir yuvarlak kemeri andıran alınlık kısmının üzerine ise uzanır vaziyette birer kadın ve erkek figürü yer almaktadır. Giuliano de’ Medici’nin mezarında yer alan kadın heykeli geceyi, erkek ise gündüzü simgeler; Lorenzo Medici’nin mezarındaki kadın heykeli gün doğumunu, erkek heykeli ise günbatımını simgeler. Bu heykellerde, oranlarda bozulma, ideal güzellik anlayışının bırakılarak bilinçli bir deformasyona yer verilmesi söz konusudur. Hatta gündüzü simgeleyen erkek heykelinin yüzü neredeyse işlenmeden dokulu bir şekilde bırakılmıştır.

1530 tarihli Davud heykelinde yine deformasyon söz konusudur. Michelangelo’nun ideal güzellik anlayışına bağlı klasik dönem heykeli olan 1501- 1504 tarihli Davud heykeli ile bunun arasında çok önemli farklılıklar vardır. Vücut oranları bilinçli bir şekilde bozulmuştur. Ayrıca Davud bu kez tam sapanıyla Goryat’a taşı fırlattığı anda tasvir edilmiştir. Olayın doruk anının yansıtılması barok sanatın severek kullanacağı bir unsurdur.

1532- 34 tarihli Zafer adlı heykelinde ise Davud’un Goryat’ı dize getirdiği an tasvir edilmiştir. Yine maniyerist özellikler gösteren bu heykel Michelangelo’nun hayatının çeşitli dönemlerinde değişik anlarıyla ele aldığı bir konuya ait üçlemenin sonuncusudur.

Michelangelo Buanorroti – Son Karar-1370×1220-Fresk-1437-41-Cappella Sistina, Vatikan
Michelangelo Buanorroti – Son Karar (detay)-1370×1220- Fresk-1437-41-Cappella Sistina, Vatikan
Michelangelo Buanorroti-Adem’in Yaratılışı-280×570-Fresk-1510-Cappella Sistina, Vatikan
Michelangelo Buanorroti  – Güneş , Ay ve Bitkilerin Yaratılışı-280×570-Resk-1511-Cappella Sistina, Vatikan
Raffaello Sanzio – Agnolo Doni Portresi -63×45-1506-Ahşap üzerine yağlıboya – Galleria Palatina, Floransa

Michelangelo’yu 1535- 1541 yılları arasında tekrar Roma’da ve bu kez Sistina Şapel’in yan duvarına Son Karar sahnesini resmederken görmekteyiz. Bu freskler de, onun resim alanındaki maniyerist yaklaşımını vurgulamaktadırlar. Hareket, ifade yüklü sahne bütün bir duvarı kaplamaktadır. İsa sahnenin üst kısmında ortada genç bir erkek figürü olarak tasvir edilmiştir. Etrafındaki azizler ondan şefaat göstermesini dilemektedirler. Bu kalabalık ve hareketli kompozisyonda alt kısım cehennem olarak tasvir edilmiştir ve konunun çarpıcılığı Michelangelo’nun maniyerist yaklaşımı ile birebir örtüşmektedir.

Michelangelo son dönemlerinde daha çok mimarlıkla uğraşmıştır, buna karşılık bu dönemde manyerist tavrını ortaya koyan çok çarpıcı iki adet Pieta heykeli üretmiştir. Bunlardan 1550’lerin sonlarına tarihlenen Pieta, Tanrı, Meryem, İsa ve Maria Magdalena figürlerinin oluşturduğu bir figür grubu olarak gerçekleştirilmiştir. İsa’nın cansız vücudu deforme edilmiş ve oranlar uzatılmıştır. Meryem’in ise yüzü tam olarak işlenmeden bırakılmıştır.

1564 öncesine tarihlenen ünlü Rondanini Pietası’nda ise, olağanüstü bir ifadecilik, işlenmemiş dokulu yüzeyler ve deformasyon dikkat çekmektedir. Bu heykel çağını aşan bir şekilde, modern sanata yaklaşmaktadır.

Raffaello Sanzio (1483- 1520):
Babası bir ressam olan Raffaello, sanat üzerine ilk birikimlerini onun yanında almış, ardından 1495’de Perugia şehrine giderek Perugino’nun yanında çalışmaya başlamıştır. İlk önemli eserlerinden birisi olan Meryem’in Evlenmesi, hocası Perugino’nun San Peitro Kilisesi’nin Anahtarının İsa’ya Sunuluşu adlı resmine doğrudan bir göndermedir. Kompozisyon, perspektif uygulaması ve figür- mekan ilişkilerinde bu durum açıkça belli olmaktadır. Ön planda içe doğru kıvrılan hafif bir konkav halinde düzenlenmiş bir figür grubu yer alır. Buna karşılık, arka planda yer alan merkezi planlı (dairevi) mimari öğenin etrafında biçimlenen doğa, figür grubunun oluşturduğu içe kıvrılan daireyi karşılayan bir yarım daire oluşturur. Aynı şekilde, resmin üst kısmının bir yarım daire formunda olması bu kompozisyon dengesini desteklemektedir. Öndeki figür grubu ile arka plandaki mimari öğe arasındaki geniş meydanın zemin karoları çizgisel perspektifi tanımlar ve kaçış noktası yapının ortasındaki yuvarlak kemerli açıklıktır. Geniş meydanın içerisine yerleştirilmiş çok sayıda küçük figür ve meydanın karoları mekanı tanımlayan önemli unsurlar olarak da kaydedilmelidir.

Perugino’nun yanında eğitimini tamamladıktan sonra, Raffaello’nun 1504- 1508 yılları arasında çeşitli şehirlerde siparişlere cevap vererek çalışmış olmasına karşın, daha çok Floransa’da bulunduğu anlaşılmaktadır. Floransa’daki sanat ortamından, özellikle de Leonardo da Vinci ve Michelangelo’dan derinden etkilenmiş olmalıdır. Onlarla tanışmış ve eski Floransa ustalarının eserlerini inceleme fırsatını bulmuştur. Burada varlıklı bir kentsoylu olan Agnolo Doni’nin Portresi’ni yapmıştır. Bu portre, Domenico Ghirlandaio’nun portrelerini andırır.

Raffaello Sanzio – Atina Okulu-Genişlik:770 cm-Fresk-1509-Stanza della Segnatura, Vatikan
Raffaello Sanzio – Kutsal Tartışma-Genişlik:770 cm-Fresk-1509-Stanza della Segnatura, Vatikan
Raffaello Sanzio – Elidor’un Kovuluşu-Genişlik:750 cm-1511-12-Fresk-Stanza di Eliodoro, Vatikan
Raffaello Sanzio – Bolsena Ayini-Genişlik:660 cm-Fresk-1512-Stanza di Eliodoro, Vatikan
Raffaello Sanzio – Aziz Peter’in Kurtarılması-Genişlik:660 cm-Fresk-1514-Stanza di Eliodoro, Vatikan

1505- 1506 yıllarına tarihlenen Çayırlıkta Meryem, 113x88cm. boyutlarında bir resimdir. Kompozisyon, figürlerin yerleştirilişi ve hareketler açısından Leonardo’nun resimlerinin etkisini göstermektedir. Raffaello, Leonardo da Vinci’nin ışık kullanımından ve sfumato tekniğinden tüm resimlerinde yararlanmıştır.

Raffaello, 1508 yılında Roma’ya gitmiştir. Bundan sonra hayatının son 12 yıllık dönemini bu şehirde geçirmiştir. 1509 yılından itibaren Papa II. Julius’un çalışma odalarına duvar resimleri yapmaya yoğunlaşmıştır. Raffaello’nun üzerinde çalışmaya başladığı ilk oda Stanza della Segnatura (imza odası)’dır. Belgeler, bu odada imzalandığı için bu ismi almıştır. Burada Teoloji, Felsefe, Şiir ve Kanun’u sembolize eden sahneler büyük yarım daire kemerler içine resmedilmiştir. Bunlar dört klasik güçtür. İnsanoğlunun entelektüel güçleridir. Parnassus, şiiri sembolize eden sahnedir. Teolojiyi sembolize eden sahne olan Kutsal Tartışma’da, zeminde merkezde yer alan altar etrafında dizili figürler resim yüzeyine doğru yarım daire bir kompozisyon oluşturmaktadır. Bu kompozisyonu, gökyüzünde bulutlar üzerinde, ortada İsa ve onu çevreleyen azizlerin oluşturduğu kompozisyon tekrarlamaktadır. Bu sahnenin karşısında İmza Odası resimlerinin en ünlüsü olan Atina Okulu yer almaktadır. Felsefeyi sembolize eden sahne yarım daire bir kemerin içerisine yerleştirilmiştir. Tek noktaya kaçan derin perspektifli, Roma hamamını andıran bir mimari mekanın içerisinde çok sayıda figür yer almaktadır. En arkada bulunan yuvarlak kemerli açıklık bu figürlerin ikisini çevrelemektedir.
Aynı zamanda resmin ortasında yer alan ve çizgisel perspektifin kaçtığı noktada bulunan bu iki figür Aristotales ve Platon’dur. Yukarı doğru tek parmakla işaret eden sağ eliyle Platon yaşlı figürdür ve bu hareketiyle aynı zamanda Leonardo da Vinci olduğu söylenmektedir. Diğeri, daha genç olan ise Aristotales’in öğrencisi Platon’dur.
Onları çevreleyen figürler arasında; merdivenlerde yayılmış bir şekilde oturan Diyojen, önde başını koluna dayamış dalgın bir şekilde oturan Heraklet (bu figür aynı zamanda Michelangelo olarak yorumlanmaktadır), sağ ön kısımda eğilmiş durumda pergelle çizimler yapan Öklid yer almaktadır. Öklid’i çevreleyen kalabalık arasında en sağda izleyiciye doğru bakan genç ise Raffaello’nun kendisidir. Böylece düşünen, tartışan, hesaplayan, araştıran bu kalabalık içerisinde rönesansın üç büyük ismi de (Leonardo, Michelangelo ve Raffaello) yerlerini almıştır. Sol alt kısımda ise Pisagor yer almaktadır. Kalabalık figürler gruplar halinde ayrılmış olmakla beraber kompozisyon genel bir bütünlük göstermektedir. Mekanın zengin sunumu dikkat çekicidir. En önde merdivenlerle iki platforma ayrılan mekan, arkada tonozlu mekanlar ve onların arasına bir başka mekan yer almaktadır. Belki de mekanın böyle girift bir şekilde ele alınışı, Raffaello’nun yakın akrabası olan ve o sıralarda San Pietro için proje hazırlamakta olan Bramante’nin etkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu mekanın içerisine figürlerin yerleştirilişi ve mekan- figür ilişkisinin kuruluşu da son derece başarılıdır.

 

Raffaello Sanzio – Sistine Madonnası-265×196-1513-14-Tual üzerine yağlıboya-Gemaeldegalerie, Dresden
Raffaello Sanzio – Baldassare Castiglione’nin Portresi-82×67-1514-15-Tual üzerine yağlıboya-Louvre Müzesi, Paris

Raffaello’nun yapıtlarındaki felsefi derinlik onun Roma’da bir hümanist ve Yeni- Platoncu olarak tanınmasına yol açmıştır. Sanatçı Vatikan ile yakın ilişkiler kurmuş ve kendisini sevdirmiştir. 1509- 11 arasında İmza Odası fresklerini bitirdikten hemen sonra Stanza dell’Eliodoro (Elidor Odası) resimleri üzerinde çalışmaya başlamıştır. 1511- 14 yılları arasında tamamladığı bu fresklerde özellikle ışık kullanımı açısından bir değişim söz konusudur. Işık- gölge karşıtlıkları daha keskinleşmiştir. Odaya ismini veren sahne, Elidor’un Tapınaktan Kovuluşu adını taşımaktadır. Hikaye Eski Ahit’ten alınmıştır. Helidor, Jerusalem’deki tapınakta dul ve yetimler için tutulan paralardan oluşan hazineyi soymak üzere yollanmış ve yüksek rahip Onias’ın dualarıyla cennetten inme bir atlı figür ile iki savaşçı melek ortaya çıkarak onun kötü emellerine engel olmuşlardır. Resmin sağ tarafında atlı ve melekler Elidor’u tapınaktan dışarı atarken gösterilir, buna karşılık resmin ortasında, yüksek rahip bir altarın önünde dua etmektedir ve bu figür resmin merkezindedir. Sahnenin içinde yer aldığı yuvarlak kemerli mimari ile uyum içinde olan resimsel mimarinin yuvarlak kemerleri, bu merkeze doğru derinlemesine gelişir. Resmin sağ tarafında yaşanan olay, hareketli ve ifadeli bir figür grubu ile anlatılmıştır. Buna karşılık resmin sol tarafında Papa II. Julius ile birlikte dul ve yetimlerden oluşan grup, bu mucizeyi izlemektedirler. Resimde gerçek mimari ile resimsel mimarinin uyumu ve bunun hem gerçek mekanın hem de resimsel mekanın tanımlanmasına sağladığı katkı dikkat çekicidir. Özellikle resmin içerisinde yer aldığı büyük yuvarlak kemerle resimdeki iç mekanın yuvarlak kemerlerinin ritmi, derinlik etkisini arttırmaktadır. Ayrıca ışık- gölge karşıtlıklarının artması mekan ve figürlerin tanımlanması açısından belirleyici bir unsur olmaya başlamıştır.

Aynı odada yer alan diğer sahnelerden birisi de Bolsena Ayini’dir. Bolsena İtalya’nın orta kesiminde bir kenttir. Söylentiye göre Komünyon ayininde kutsanan ekmek ve şarabın İsa’nın etine ve kanına dönüştüğü öğretisinden kuşku duyan Bohemyalı bir rahip, 1263’de 11.yüzyıldan kalma Santa Cristina Kilisesi’nin altarında bir ayin sırasında kutsal ekmeği kutsarken ekmeğin üzerinde mucizevi bir biçimde kan damlalarının belirmesi üzerine öğretinin doğruluğuna inanmıştır. Raffaello bu olayı anlatırken resmin yer aldığı yuvarlak kemerin içindeki pencere çıkıntısını altar için bir podyum olarak kullanmıştır. Olayın başlıca figürleri bu podyumun üzerinde ve altarın çevresinde yer alırken izleyici durumundakiler iki yanda altta bulunurlar. Özellikle resmin sol tarafındaki halkın oluşturduğu izleyici grubu hareketli bir bütün oluşturmaktadır.
Aynı odada yer alan I. Leo’nun Attila’yı Roma Şehrinin Kapısında Durdurması sahnesinde I. Leo 1513’de papa olan X. Leo’nun kimliğinde sunulmuştur. Borgo Yangını adlı sahne ise hareketli, ifadeli kalabalık figürler ile bir şehir görünümünü, olayın hummalı bir anında yansıtmıştır. Ancak Elidor Odası’ndaki belki de en çarpıcı sahne Aziz Petrus’un Zindandan Kurtarılışı’dır. İlk papa olan Petrus hapsedilmiştir, ancak melek onu kurtarır. Yuvarlak kemerin içindeki pencere Aziz Petrus’un içinde bulunduğu zindana podyum oluşturur. Resmin ortasında yer alan melek figürünün yoğun ışıklı halesi, resmin ışık kaynağıdır ve kesin bir ışık- gölge karşıtlığına neden olur. Resmin sağ tarafında yine melek ve aziz Petrus vardır, bu kez zindandan çıkmakta iken gösterilmektedirler. Aynı sahnede iki farklı anın aktarımı trecentodan beri varolan bir uygulamadır. Işığın böylesine etkili kullanımı, figürleri, mekanı ve dokuları tanımlayışı barok resme özgü bir değer olarak önem kazanacaktır.

 

Raffaello Sanzio – Papa X. Leo ve İki Kardinal-154×119-1518-19-Ahşap üzerine yağlıboya-Galleira della Uffizi, Floransa
Raffaello Sanzio  -Transfigürasyon-405×208-1518-20-Ahşap üzerine yağlıboya-Pinacoteca, Vatikan
Raffaello Sanzio – Aziz George ve Ejderha-28.5×21.5-1505-06-Ahşap üzerine yağlıboya-National Gallery of Art, Washington

Raffaello’nun Farnese Sarayı’na yaptığı 1511 tarihli ve mitolojik bir konudan oluşan Galatea adlı duvar resmi de vardır. Ayrıca Vatikan’daki duvar resimleri dışında çok sayıda tuval resmi de yapmıştır. Bunlar arasında en önemli iki konuyu Meryem ve Çocuk İsa ile portreler oluşturmaktadır. 1512 tarihli Foligno Madonnası ve 1513 tarihli Sistina Madonnası bu döneme ait Meryem ve çocuk İsa tasvirleri arasındadır. Sistine Madonnası’nda figürler bulutların üzerine yerleştirilmiştir ve aynı konunun trecento sanatçısı Cimabue’nin arka fonda altın yaldızla sınırlanmış dar bir mekana sıkışmış figürler ile sunumu hatırlandığında, Raffaello’nun ne kadar fazla teknik bilgi, malzeme olanağı ve dehasını geliştirme ortamına sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Resim sanatı ve ressamların olanakları, 200 yılı aşkın bir süre içerisinde büyük bir gelişim göstermiştir. Cimabue’nin resim yüzeyine derinlik kazandırmak için attığı küçücük adım bir çığ gibi büyümüş ve 16.yüzyıl sanatçısı aynı konunun sunumunda hayal gücünü sınırsız kullanabileceği bir yetkinliğe ulaşmıştır. Bu resimde sahnenin iki yanında asılı olan ve açılmış konumdaki perdeler, resme teatral bir etki kazandırmaktadır. Bu perde kullanımı barok dönemde yaygınlaşacaktır.

Raffaello’nun portre çalışmaları arasında 1516 tarihli Baldassare Castiglione Portresi ile yaklaşık 1519 yılına tarihlenen Papa X. Leo ve İki Kardinal adlı çalışma özellikle önemlidir. İlki, ¾ profilden, koyu renk arka planla sınırlanmış figür ile portre geleneğinin bir devamıdır. Buna karşılık ikincisi, daha farklıdır. Papa, yaklaşık 45 derecelik bir açıyla resmin sol alt köşesindeki masanın arkasında oturmaktadır. Hemen arkasında sağ tarafta bir kardinal bulunmaktadır. Diğeri yine arkada ona simetrik bir şekilde sol taraftadır. Arka plan koyu renkle sınırlanmıştır. Masanın üzerindeki zil ve kitap ile figürlerin üzerlerindeki kıyafetlerin dokuları ışıkla tanımlanmıştır. Papa’nın bir sanat koruyucusu olarak portresini yaptırması dikkat çekicidir. X. Leo bir Medici’dir ve kentsoylu bir ailenin en üst dinsel statüye ulaşmış bir üyesi olarak, Medici ailesinin sanat koruyuculuğunu bu platforma taşımış gözükmektedir. Papaların portrelerini yaptırmaları daha önce çok fazla yaygın değildi.

Raffaello, Michelangelo ve Leonardo ile birlikte 16.yüzyıl Roma okulunun en önemli temsilcisidir ve diğer iki ustanın etkilerini, kendine özgü bir üslup diline dönüştürerek kendinden sonra gelen sanatçıları derinden etkilemiştir. Raffaello’nun 1517- 20 yıllarına tarihlenen Transfigürasyon resmi, 400x279cm. boyutlarındaki dev ahşap pano üzerine yapılmış bir çalışmadır. Vatikan’da bulunan bu resim, onun manyerist dönemini ifade etmektedir. İsa’nın ölümünden sonra yeryüzüne inerek tekrar insanlara görünmesi anlatılmaktadır. İsa ışık saçarak yeryüzüne inmektedir ve olayı henüz farkeden insanlar olayın şaşkınlığı içerisindedirler. Küçük bir çocuk, İsa’yı işaret etmektedir.

Bu resimde, Aziz Petrus’un Zindandan Kurtarılması sahnesinde olduğu gibi yine ışık kullanımı önem kazanmıştır. Işık, resim yüzeyini parçalamış figürlerin bazı bölümlerini aydınlatırken bazı bölümleri karanlıkta kalmıştır. Işık- gölge karşıtlığının yanı sıra, hareketli kompozisyon ve yoğun ifadeler barok resmin müjdecisi olan özelliklerdir.

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login