15. Yüzyıl Venedik Okulu

15. Yüzyıl Venedik Okulu

15. Yüzyıl Venedik Okulu

Venedik, farklı perspektifler içeren coğrafyası ve şehrin kuruluş yapısıyla, her dönemde görsel bir zenginliğe sahip olmuştur. Akdeniz’in ışığı ve bu ışığın ortaya çıkardığı renkler, söz konusu görsel zenginlikle bütünleşerek, Venedik’in 15.yüzyıldan 18.yüzyıl sonlarına değin kesintisiz bir resim geleneğini barındırmasına kaynaklık etmiştir.

Ayrıca, Venedik her zaman önemli bir liman şehri olmuştur. Akdeniz’de yürütülen deniz ticareti, Venedik şehrini hem doğuya (Bizans ve İslam dünyasına) hem de Avrupa’nın içlerine (özellikle de deniz ticaretiyle zenginleşen Flaman ülkesine) bağlamıştır. Bu yönüyle farklı etkilere açık kozmopolit bir şehirdir. Rönesans Floransa’da doğup yayıldıktan kısa bir süre sonra Venedik’te de çok sayıda önemli ressam ortaya çıkmıştır. Bu şehir aynı zamanda, Rönesans’ın İtalya’dan Avrupa’nın diğer bölgelerine yayıldığı bir merkezdir. Venedikli sanatçılar Floransa’dan gelen etkileri, kuzey ve doğu etkileriyle kaynaştırmıştır.

15.yüzyılın ilk yarısında Venedik resminde Bizans ve uluslar arası gotik üslubun etkileri belirgindir. Floransalı sanatçıların bu süreçte, kuzey İtalya’nın Venedik, Padova, Mantua ve Verona gibi merkezlerinde Gonzaga, d’Este ve Visconti gibi zengin aileler ile doçlar için çalışması Venedikli sanatçılara yeni resim anlayışını tanıttı. Öte yandan 15.yüzyıl boyunca, İtalya’da Flaman eserlerine olağanüstü bir talep vardı. Hugo van der Goes’un Portinari Altarı Floransa kilisesinde hayranlık uyandırmıştı ve Jan van Eyck, Rogier van der Weyden, Hans Memling gibi sanatçılar İtalya’dan portre siparişi alıyorlardı. Kuzeyden alınan bir başka özellik de, yağlıboya tekniği olmuştur. Daha canlı ve ayrıntıcı bir üslubun gelişmesinde bu teknik gelişmenin Venedik resmine önemli katkıları olmuş, daha sonra Venedik’ten tüm İtalya’ya yayılmıştır.

Venedik resminin bir başka özelliği, sembollere verilen önemdir. Tüm bu etki ve özelliklerle 15.yüzyıl ortalarında biçimlenen Venedik resmi, çok sayıda önemli sanatçı ve eserin gelişimine olanak sağlamıştır. Bellini ailesi ve Mantegna 15.yüzyıl Venedik resmine hayat veren isimler olmuşlardır.

Andrea Mantegna-Zeytin Dağı’nda Dua-63×80- c. 1459 – Ahşap üzerine tempera-National Gallery of Art, Londra
Andrea Mantegna – Gelin Odası – Tava Freski Çap:270cm

Andrea Mantegna (y.1431- 1506):
Kuzey İtalya resminin ilk büyük ismidir. Kariyerinin başlangıcında Padova’da çalışmıştır. Burası bir üniversite şehri ve hümanizmanın erken merkezlerinden birisidir. Mantegna burada, pekçok hümanist, bilim adamı ve antik çağ uzmanı ile dostluk kurmuştur. Padova’da Giotto’nun fresklerinin bulunduğu Arena Şapel’e yakın bir yapıda, Eremitani Kilisesi’nde çalışmıştır. (Kilise 1944 bombardımanında neredeyse tamamen yok olmuştur). Giotto’nun resimlerini dikkatle incelemiş olmalıdır.

Buradaki 1453- 55 tarihli Aziz Yakup’un Şehit Edilmesi adlı sahne, onun kariyerinin başlangıcında ulaşmış olduğu ustalığı kanıtlar. Resim alttan yukarı bakış açısına göre yapılmıştır (di sotto in su). Sanatçının antik mimariye verdiği önem erken çalışmalarında kendini belli etmektedir. Antik mimari öğeler resimlerinin ayrılmaz bir parçası olacaktır. Figürler, bir Roma zafer takının derinlikli tonozun önünde yer almaktadırlar. Bu mimari öğe, alttan bakış açısıyla verilmiş olduğu için daha anıtsal bir etki bırakmaktadır. Bu durum figürler için de söz konusudur.

Özellikle mimaride kendini belli eden ayrıntıcı yaklaşım, Floransa üslubundan farklıdır. Mantegna, 1447’de Venedik’e gitmiş, 1453’de ressam Jacobo Bellini’nin kızıyla evlenmiştir. Ancak Bellini’nin atölyesinde kalmak yerine Padova’ya dönmüş ve bu sırada burada çalışmakta olan Donatello’yu izleme fırsatını bulmuştur. Resimlerinde Donatello’nun heykellerini anımsatan figürler yer alacaktır.

Mantegna, 1459’da Mantua şehrinde Gonzaga ailesinin hizmetine girmiştir. 1466’da Floransa’ya gitmiş ve burada Uccello ve Fra Filippo Lippi’yi izlemiş olan Mantegna’nın yaklaşık 1460 yılına tarihlenen Zeytin Dağı’nda Dua (63x80cm. Ahşap Üzerine Tempera) adlı çalışması çeşitli etkileri yansıtır. Renk kullanımı ile Bellini, bulutları ile Lippi, kısaltılmış perspektif kullanımı ile Uccello ve heykelsi figürleriyle Donatello gibi… Elbiselerdeki heykelsi kıvrımlar kesin bir Donatello etkisi yansıtmaktadır. Derinlikli manzara, doğa ve mimari, klasik erken rönesans öğeleridir. Buna karşılık kayaların kıvrımlı hatları ilginçtir. Arka planda görünen şehrin içerisinde Collesium, Trajan sütunu gibi antik yapılar bulunmaktadır.

1470’li yıllarda patronluğu altında çalıştığı Gonzaga’ların Mantua’daki Dükler Sarayı’nın Gelin Odası için duvar resimleri yapmıştır. Resimsel mekanın oluşturulmasında, resmin içinde bulunduğu gerçek mimari mekandan yararlanılmıştır. Aynı zamanda resimsel mekan, mimari mekanı eriten bir illüzyon yaratmaktadır.

 

Andrea Mantegna – Gonzaga Ailesi-Fresk
Andrea Mantegna – Ölü İsa – 68 x 81 – 1490 – Tual üzerine tempera

Odanın aslında düz olan tavanına, parmaklıklarla çevrili bir tepe deliği çizerek kubbemsi bir etki kazandırmıştır. Parmaklıkların kenarına sıraladığı çocuk melekler ve kadın figürlerinde rakursi kullanılmıştır ve böylece yanılsama duygusu pekiştirilmiştir. Odanın iki duvarı plasterlar ve perdeler şeklinde boyanmıştır. Diğer duvarlardan birinde Gonzaga ailesi ile Kardinal Francesco Gonzaga’nın buluşması anlatılır. Böyle bir konunun anlatılması aileden bir kardinal çıkmasına verilen önemi gösterir. Diğer duvarda, döneme özgü kostümler içerisinde Gonzaga Ailesi tasvir edilmiştir. Anıtsal figürler, duvar yüzeyinde hareket halinde tasvir edilmiştir.

Mantegna’nın Çarmıha Gerilme adlı resmi, onun anatomi konusundaki ustalığını, anıtsal figürlerini, derin arka plan kullanımını ve kısaltılmış perspektif tutkusunu ortaya koyar. Çarmıha gerili üç figürden ortadaki İsa, yanlardaki 3/4 cepheden verilmiş olanlar hırsızlardır. Son anda hrıstiyan olmuş hırsızın çarmıhı dibinde İsa’nın ölümüne ağıt yakan ve aralarında Meryem’in de bulunduğu hrıstiyanlar; hrıstiyan olmamış hırsızın çarmıhı dibinde ise Romalı askerler ve hrıstiyan olmayanlar yer almaktadır.

Aynı kompozisyon, başta Duccio olmak üzere pekçok sanatçı tarafından kullanılmıştır. Ancak Mantegna’nın resminde zeminin taş olması ve hırsızların çarmıhlarının farklı bir açıyla verilişleri ilginçtir. Ayrıca, İsa’nın çarmıhından aşağı doğru süzülen kan, konunun dramatik etkisini arttırmaktadır.

1480 tarihli Ölü İsa (66x81cm., tuval üzerine tempera), Mantegna’nın, figürlerin perspektifli sunumu konusundaki ustalığının bir göstergesidir. Batı resminde kısaltılmış perspektif (rakursi) kullanımının en çarpıcı örneğidir. İsa’nın cansız bedeninin izleyicinin göz hizasına bu denli yakın sunuluşu dışında el ve ayaklardaki yara izleri de ifadeyi arttırmaktadır. Bunun dışında resmin sol tarafında yer alan Meryem ve Maria Magdalena’nın üzüntülü yüz ifadeleri dikkat çekicidir. Meryem, genç ve güzel bir kadın değildir. Acısı, yüzündeki kırışıklıklara yansıyan yaşlı bir kadındır.

Mantegna’nın Isabella d’Este ile Francesco Gonzaga’nın evliliği anısına yaptığı Parnassus ise mitolojik konulu bir resimdir. 1497 tarihli resimde hareketli bir kompozisyon vardır. Mitolojide Parnassus, Apollon ve Korykion nymphlerinin kutsal mekanı olarak geçen bir dağdır.

 

Carlo Crivelli – Meryem ve Çocuk İsa-Panel-National Gallery of Art,Washington D.C.

Carlo Crivelli (y.1430/35- 1500):
Erken rönesans boyunca artan sayıda Flaman ressam Kuzey İtalya’yı ziyaret etmiştir. Bu nedenle Venedik ve Flaman sanatçıları karşılıklı etkileşim içerisinde olmuştur. Crivelli’nin babasının da ressam olduğu sanılmaktadır. Resimlerinde gerçekçi ayrıntılar ve ağır bezemelere yer veren Vivarini’den etkilenmiştir. Mantegna’nın resimlerini de görmüş olmalıdır.

Resimlerinde ayrıntılar, süslü giysiler ve gotik bir ruh hakimdir. Çoğunlukla dinsel konulu resimler yapmıştır. Onun Meryem ve Çocuk İsa resimlerinde ayrıntıcı yaklaşımı ortaya çıkmaktadır. Meryem, alışıldık koyu lacivert elbisesi içerisinde değil, üzeri motiflerle bezeli canlı kostümler içerisindedir.

1486 tarihli Meryem’e Müjde (207x147cm., Tuval Üzerine Yağlıboya), en önemli çalışmasıdır. Resme hakim olan unsur son derece ayrıntılı bir şekilde işlenmiş olan mimaridir. Venedik yakınındaki doğum yeri Ascoli şehri için yaptığı bu resmin sağ kısmında kapısı açık bir mekanın içerisinde Meryem, solda binalar arasında kalan sokak boşluğunda melek yer alır. Meleğin yanında, Meryem’e Ascoli şehrinin maketini sunmakta olan şehrin kutsal azizi Emidius vardır. Alışılmış şekliyle Meryem’e müjdeyi iletir durumda olması gereken Melek, kompozisyonda Meryem’le arasında bulunan azizle konuşur gibidir. Meryem ve meleğin binanın duvarıyla ayrılması da aralarındaki iletişimi koparmaktadır. Sanki melek kompozisyonda bulunması gereken bir figür olarak, ama konuya katkısı önemsenmeden oraya yerleştirilmiştir. Meryem’e asıl müjde gökyüzünden, bir ışık şeklinde inmektedir. Resimdeki derin perspektifli ve ayrıntılı mimarinin yanı sıra, çok sayıda sembol içeren nesneler de izleyicinin dikkatini ana konudan dağıtmaktadır.

Antonella de Messina (y.1430- 1479):
Venedik okulu bir yandan Crivelli’nin resimlerinde örneğini gördüğümüz ayrıntılarla dolu, dekoratif bir tarzı geliştirirken diğer yandan kesin bir yalınlığın hakim olduğu başka bir tarzı ortaya koymuştur. Antonella de Messina, Venedik okulunun en önemli isimlerinden birisi ve yalın resimsel üslubun başarılı bir temsilcisidir. Onun İtalyan resim sanatı açısından önemi, yağlıboya resmi İtalya’da ilk kullanan sanatçı olmasıdır. Yağlıboya tuval resmi Flaman sanatında gelişmiş ve İtalya’da ilk olarak Venedik’te kullanılmıştır. Bu yeni malzemeyi ilk olarak kuzeyle daha yakın ilişkiler içerisinde bulunan Venedik’in ithal etmesi şaşırtıcı olmamalıdır.

Yağlı boya tuval resminin gelişimi, aynı zamanda varlık düzeyi artan kent soyluların sahip olma dürtülerine de cevap vermektedir. Claude Levi- Strauss, bu konuda şu açıklamayı yapar: “Rönesans sanatçıları için resim, hem bir bilgi aracı hem de bir iyelik aracıdır. Ayrıca rönesans resim sanatıyla uğraşırken, bunun ancak, Floransa ve başka bir takım yerlerde toplanan sınırsız servetler sayesinde gerçekleşebildiğini ve zengin İtalyan tüccarların, ressamları, dünyada güzel olan ve arzulanan herşeye sahip olmaları sağlama bağlayan kişiler olarak gördüklerini hiç unutmamalıyız. Floransa sarayındaki resimler, mülk sahibinin, sanatçıları sayesinde, dünyaya bağlandığı tüm özellikleri olabildiğince el altında ve gerçeğe uygun biçimde yeniden yarattığı küçük- evreni temsil etmekteydiler.”

 

Antonello da Messina – Gerome Çalışma Odasında-46×36.5-c. 1460 Ahşap-National Gallery,Londra
Antonello da Messina – Meryem’e Müjde -45×34.5-1490-Ahşap üzerine tempera
Vittore Carpaccio – Azize Ursula’nın Düşü-274×267-1495-Tual üzerine tempera

Yağlıboyanın doğanın ve nesnelerin gerçekçi sunumu konusunda sağladığı olanaklar hem ressamların hem de sanat yapıtını talep eden zengin kent soylunun amacına uygun düşmektedir.

Yağlıboya tuval resmi, aynı zamanda rönesans dönemiyle birlikte toplumsal açıdan kimliğini bulan kentsoylunun kültürel kimliğinin bir ifadesidir ve ona ait bir sanatsal üretimdir. Daha önce kiliselerin duvarlarına yapılan freskler veya sunak masasına konulan ahşap panolar üzerine yapılmış sunak resimleri vardı, ancak kentsoylunun patronluğunda sanatsal üretimin doruğuna yağlıboya resimle ulaşılmıştır. Bu yeni malzemeyle üretilen resimlerin hem fiziksel hem de manevi olarak taşınabilir kullanım özelliğine sahip olması da onun alınır- satılır bir sanat nesnesi olarak bir piyasa ortamının gelişimine zemin hazırlamasıyla sonuçlanmıştır. Bundan sonra anamalcı toplumlarda, bu alınır satılır olma özelliğiyle sanatsal üretimin vazgeçilmez bir şekli olacaktır.

İşte Antonella de Messina sanat tarihi açısından böylesine önemli bir devrimi İtalya’ya ilk taşıyanlardandır. Onun St. Gerome Çalışma Odasında adlı resmi, İtalya’daki toplumsal değişimin kiliseye yansımasını ortaya koyar. Resimde aziz, bir rönesans hümanisti olarak gösterilmiştir. Çalışma odasında kitaplar arasında çalışmaktadır. Buna karşılık dini bir yapının içinde olduğu anlaşılmaktadır. Böylece bir din adamına hümanist kimliği yüklenerek ve bilimin kilise tarafından kabulü ifade edilerek kilisedeki laikleşme ortaya konulmaktadır.

Resmin yüzeyine doğru açılan derinlikli iç mekan, arka planda pencere boşluklarıyla dışa açılmaktadır. Resmin çerçevesi de resim olarak yapılmıştır. Bu da Flaman geleneğine yakın bir özelliktir. Yağlıboya kullanımı, derinlik hissini ve gerçekçi sunum etkisini arttırmıştır. Ayrıca renkler ve dokular daha canlı ve gerçekçidir. Messina’nın resimlerine yalınlık ve sakin bir ifade hakimdir.

Yaklaşık 1475 yılına tarihlenen Meryem’e Müjde (45x35cm., tuval üzerine yağlıboya), konunun alışıldık ikonografik sunumundan çok farklı bir şekilde ele alınmıştır. Normalde bu sahnede Meryem ve melek yer almakta ve melek müjdeyi vermektedir. Ancak burada melek yoktur. Meryem de büst olarak portre şeklinde verilmiştir. Önünde açık bir kitap vardır ve izleyiciye doğru yaptığı yalın el hareketi (müjdeyi aldığı anda verdiği tepki) herşeyi anlatmaktadır. Giotto’dan beri ifadenin hareketle sunumu konusunda gösterilen duyarlılığın zirvesidir. Koyu renk arka plan derinlik hissini arttırmaktadır, arka planın belirsizliği, mekanın izleyicinin belleğinde tamamlanmasına olanak vermekte ve ayrıca figürün hacim kazanmasını sağlamaktadır. Meryem’in duru güzelliği ve dingin ifadesi dikkat çekicidir. Yağlı boya kullanımı kumaş, kitap gibi dokuların verilmesine kolaylık sağlamaktadır.

 

Vittore Carpaccio – İki Venedikli Bayan -94×64-c. 1510-Ahşap üzerine yağlıboya
Vittore Carpaccio – Ölü İsa -145×18-c. 1520-Tual üzerine tempera
Gentile Bellini – Kutsal Haçın Çıkarılması -323×430-1500-Tual üzerine tempera

Vittore Carpaccio (y.1455/65- 1526):
1488’de Venedik’te bulunan Azize Ursula Kardeşlik Birliği, Azize Ursula’nın hikayesini içeren bir seri geniş tuval resmi sipariş etmiştir. Kuzeyli bir azize olan Ursula’nın hayatı Vittore Carpaccio tarafından 9 büyük tuvalden oluşan bir seri ile aktarılmıştır. 1490- 96 yılları arasında tamamlanan resimlerde mimarinin sunumu son derece başarılıdır. Işık kullanımı dikkat çekicidir. Azize Ursula’nın düşü sahnesinde, ayrıntılı bir işçilik, dengeli renk kullanımı ve mekanı tanımlayan yumuşak ışık- gölge karşıtlıkları dikkat çekicidir. Dış mekan sahnelerinde hayali mimari unsurlar kullanılmıştır.

İsa’nın Mabede Takdimi adlı resminde, mekanın ışık- gölge kullanımı ile tanımlanması etkileyicidir. Işık- gölge ve tonlamalarla verilen anıtsal niş, Giotto’nun Meryem ve Çocuk İsa resmindeki tahtın nişindeki yenilikçi sunumun birkaç adım ileri götürülmüş yorumudur. Resimde aynı zamanda ayrıntıcı bir tutum dikkat çekmektedir.

Carpaccio’nun Kırmızı Bereli Adam portresinde figür resim yüzeyini kaplamaktadır ve arka plandaki manzarayı büyük ölçüde örtmüştür. Manzaranın önünde heykelsi bir rölyef gibi durmaktadır.

Carpaccio’nun İki Venedikli Bayan adlı resminin konusu hakkında fikir edinilememektedir. Buna karşılık Venedik burjuvasından iki bayan olmaları olasılıklıdır. Bir günlük hayat sahnesi olarak önem taşımaktadırlar. Resim sanatının sık sık ele aldığı konulardan birisi de günlük hayat sahneleridir. Bir balkonda oturan ve çok sayıda kuş ve köpekle çevrili iki kadın figüründen oluşan resmin sembolik anlamlar içerdiği görülmektedir. Carpaccio’nun anlatımcı resim dili, ona 15.yüzyıl Venedik resminde kendine özgü bir yer kazandırır. Ölü İsa, Carpaccio’nun sıradışı resim dilinin çarpıcı örneklerinden biridir.

Gentile Bellini (1429- 1507):
Bellini ailesi Venedik okulu açısından son derece önemlidir. Baba Jacopo ve oğulları Gentile ile Giovanni işlettikleri atölye ve ürettikleri resimlerle kendilerinden sonra gelen çok sayıda sanatçıyı etkilemişlerdir. Gentile Bellini, bu ünlü ressam ailenin bir üyesidir. Resimlerinde babasının ve kız kardeşiyle evli bulunan Mantegna’nın etkileri sezilmektedir.Gentile, II. Mehmet’in Venedik Doç’una mektup yazarak Osmanlı sarayında çalışacak ressam isteğinde bulunması üzerine İstanbul’a gelmiştir. Bu dönemde Osmanlı sarayına gelerek çalışan başka İtalyan sanatçılar da olmuştur. Gentile, bu sırada Osmanlı sarayına bağlı minyatür atölyesine girmiş ve onların çalışmalarını izlemiş olmalıdır. Onun yaptığı II. Mehmet’in Portresi bugün Londra National Gallery’de bulunmaktadır. Bu dönemde, imparatorlar ve krallar gibi siyasi güçlerin birbirlerine kendi portrelerini yollamaları yaygın bir uygulamaydı.

 

Gentile Bellini-S. Marco’dan Kutsal Röliklerin Geçişi – 367 x 745 – 1496 – Tual üzerine tempera ve yağlıboya
Giovanni Bellini-Kırların Meryem’i-Panel-c. 1505
Giovanni Bellini-Leonardo Loredan-61.5×45-c. 1501-05-Panel üzerine yağlıboya

Resim, belki de bu sebeple Osmanlı topraklarından çıkmıştır. Gentile Bellini ve diğer İtalyan sanatçıların Osmanlı sarayında çalışması minyatür atölyesine bağlı sanatçıların üslupsal gelişimine etki etmiş ve Sinan Bey adlı ustanın yaptığı Fatih Portresi batı resminin etkilerini yansıtmıştır.

Ancak etkilenmeler hiçbir zaman tek taraflı olamaz. Nitekim Gentile’nin 1496 yılına tarihlenen San Marco Meydanı’ndan Kutsal Röliklerin Geçirilişi konulu (367x745cm., Tuval üzerine Tempera) resminde figürlerin dizilişi Osmanlı minyatürlerindeki kompozisyonlara benzerlikler göstermektedir. Meydan geniş ve ferah bir mekan olarak sunulmuştur. Ön planda bir kortej eşliğinde kutsal rölikler geçirilmekte, iki yanda kalabalık yer almaktadır, arka plan ise San Marco bazilikası ile sınırlanmıştır. Mimari ve figürlerde ayrıntıcı bir yaklaşım dikkat çekmektedir. Ön plandaki kortej ve arka plandaki katedral arasındaki mekanın tanımlanmasında meydana dağılmış küçük figürler ve yapının orta kapısına doğru uzaklaşan beyaz çizgiler önemli olmuştur.

1500 tarihli Kutsal Haçın Çıkartılması adlı resim, yine ayrıntıcı bir örnektir. Olay normalde başka yerde geçtiği halde Gentile, bir Venedik manzarası içerisinde ele almıştır.

Giovanni Bellini (y.1430- 1516)
Kardeşinden daha farklı bir üslubu vardır ve Venedik okulu üzerinde derin bir etkisi olmuştur. Yumuşak ton geçişleri ile dingin bir üslup yaratmıştır. Işığı ve rengi ustalıkla kullanmıştır. Venedik resminde 18.yüzyılda dahi ışık ve renk en önemli unsurlar olacaktır. Bellini, bu iki unsuru yeni bir duyarlılıkla ele almıştır. Çağdaşı Antonella Messina ile üslup benzerliği içerisindedir.

Pieta sahnesi, Mantegna etkili bir işçilikle ele alınmıştır. Mantegna ile aralarında önemli bir yaş farkı olmamasına karşın erken yaşta ustalık aşamasına erişen Mantegna yaşıtlarını etkileyebilmektedir. Buna karşılık Giovanni, kısa süre sonra kendi özgün üslubunu geliştirmiştir. Kırların Meryemi adlı resim, yalın ve dingin üslubun ilk örneklerinden birisidir. Meryem ve çocuk İsa, bir kır manzarasının önünde aktarılmışlardır. Yumuşak ton geçişleri, yalınlık ve dengeli ışık kullanımı, resme dingin bir ifade kazandırmaktadır.

1487- 88 tarihli Meryem resminde (San Giobbe panosu olarak da bilinir, 468x255cm., ahşap üzerine tempera), Meryem, çocuk İsa ve azizler nişle sonuçlanan bir beşik tonozun içerisindedir. Yumuşak bir ışık tüm mekanı ve figürleri tanımlamaktadır. Resimdeki mekan ve figürler göz hizasının üstünde konumlanacak şekilde tasarlanmıştır. Tahtın dibindeki üç müzisyen meleğin oluşturduğu piramidal kompozisyon, tüm figürlerin piramidal kompozisyonunu tekrar eder. Giovanni’nin ışık ve renk kullanımındaki uyum ve denge, resme yalınlık ve atmosfer kazandırmaktadır. Trecentodan itibaren benzer konulu örneklere bakıldığında mekansal sunumun gelişimi çarpıcı bir şekilde izlenebilmektedir.

 

Giovanni Bellini – Kutsal Alegori – Panel – 1490 – 1500
Giovanni Bellini – S. Giobbe Altar Panosu-471×258-c. 1487-05-Panel üzerine yağlıboya

1490 tarihli Kutsal Alegori (73x119cm., ahşap üzerine tempera)’de, konuyu çözümlemek güçtür. Eli kılıçlı olan Aziz Paul, vücuduna oklar saplı Aziz Sebastian ve tahtta oturan Meryem gibi figürler seçilebilir. Fakat bu figürler yine de konuyu tam olarak tanımlamaya yetmez. Kısmen hrıstiyan ikonografisi kısmen de mitoloji ile ilgili bir sahne olmalıdır. Derinlik, çizgisel perspektiften çok ışık derecelendirmeleriyle verilmiştir.

Bellini’nin ışık kullanımındaki ustalığı ve nesnelerin dokularını verme konusundaki başarısı, onun Venedik Doçu Leonardo Loredan portresinde açık bir şekilde izlenebilmektedir. 1501- 5 tarihli resimde fizyonomik ve dekoratif detayın verilmesinde büyük bir ustalık söz konusudur. Nesnelerin ışık ve gölge oyunlarıyla tanımlanması, bu anlamda çok önemli bir etkiye sahiptir. Portre konusu, erken rönesans boyunca gelişme göstermiştir. Bu konunun gelişimi, yine varsıl kentsoyluların varlığı ile bağlantılıdır. Önceleri dinsel konulu bir resmin köşesinde küçük birer figür olarak yer alan vakıfçılarken sonradan kendi sivil kimlikleriyle portre konusuna kaynaklık etmişlerdir. Doç portresi, tam cepheden değil 3/4 cepheden verilmiş, arka plan koyu renkle sınırlanmıştır.

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login