15. Yüzyıl Flaman Okulu

15. Yüzyıl Flaman Okulu

15. Yüzyıl Flaman Okulu

Ortaçağ boyunca denize açılan ticaretin varsıllaştırdığı tek ülke İtalya değildi, kuzeyde Flaman ülkesinin (bugünkü Belçika ve Hollanda) coğrafi konumu, onu kuzey denizlerindeki ticaretin batıdaki odak noktası olmasını sağlayan çok elverişli bir duruma sokuyordu. 15.yüzyıl ortalarında İtalya ve Flaman toprakları kentleşmenin en yoğun olduğu bölgeler olarak dikkat çekiyordu. Böylece İtalya’daki kadar göz kamaştırıcı bir şekilde olmasa da Flaman topraklarında yeni bir kültürel canlanma gerçekleşti. Burgundy dükü yönetimindeki Ghent ve Brugges gibi şehirler bu canlanmanın merkezi konumundaydılar. Venedik aracılığıyla İtalya’dan kısa sürede Rönesans kültürünün transfer edilmesi, resim alanında 15.yüzyılda bir Flaman okulunun doğmasına olanak sağladı.

Flaman sanatçılarının bir kısmı erken Rönesans dönemi boyunca İtalya’yı ziyaret etmiştir. Ayrıca iki bölge arasında ekonomik ve kültürel bağlar bulunmaktadır. Bu durumda, Flaman sanatçıları minyatürlü el yazmalarından gelen resim gelenekleriyle İtalyan Rönesans resminin verilerini kendilerine özgü bir duyarlılıkla harmanlayarak yeni bir resim tarzı geliştirdiler. Ancak dönemin İtalyan sanatçıları ile Flaman sanatçılarını ayıran temel bazı yaklaşım farklılıkları söz konusudur. Floransalı bir sanatçı üç boyutlu mekan sunumu için teorilerden ve sistematik kurallardan yola çıkarken, Flaman sanatçı çizgisel perspektifi deneme yanılma yolu ile keşfetmiştir.

Flaman resim sanatı her zaman ayrıntıya önem veren ve renkçi bir yaklaşıma sahiptir. Ayrıca ifadenin önem kazandığı görülür. Flaman resminde çarpıcı ve ifade yüklü bir gerçekçilik anlayışı vardır. Konular dini içerikli olmakla birlikte, zamanla günlük yaşam sahneleri, iç mekan resimleri ve portreler de önem kazanmıştır. Öte yandan, Flaman resmindeki canlanma sadece konu ve üslup boyutunda kalmamış aynı zamanda resim sanatına farklı bir yön kazandıracak yağlıboya tuval resminin ortaya çıkması gibi bir gelişme sağlanmıştır. Bu yeni resim tekniğini kullandığı bilinen ilk ressamlar 15.yüzyıl Flaman resminin büyük ustası Jan Van Eyck ve kardeşi olmuştur.

Jan van Eyck – Çarmıha Gerilme -56.5×19.5-1420-25-Ahşap üzerine yağlıboya – Metropolitan Museum of Art, New York
Jan van Eyck – Ghent Altarı  – 350×461-1432-Ahşap üzerine yağlıboya- St. Bravo Katedrali

Jan Van Eyck (1390- 1441):
Eyck’ın 1434 tarihli Arnolfini Ailesi adlı resmi, sanat tarihinde pekçok açıdan önem taşımaktadır. Resim yağlıboya kullanımının erken başarılarından birisidir. Ressam, nesnelerin doku ve niteliklerinin verilmesi konusunda şaşırtıcı sonuçlara ulaşmıştır. Resmin arka planında yer alan ayna ve tavanda asılı bulunan metal avize dışında elbise kumaşlarının dokuları da başarıyla verilmiştir. Resmin ışık kaynağı yandaki pencereden gelmektedir. Resmin konusu da önemlidir. İtalya’da bulunan Lucca şehrinden bir tüccar olan Giovanni Arnolfini’nin evliliğini konu edinen bir portre çalışmasıdır. Böylece bir yandan toplumsal açıdan güçlenen ve ticaret, bankacılık gibi uğraşılarla zenginleşen kent soyluların sanatın gelişiminde oynadıkları rol ortaya çıkmakta diğer yandan da, İtalya ve Flaman arasındaki ilişkiler gözlenebilmektedir. Resimde bir iç mekanda Arnolfini ve eşi tasvir edilmiştir. İç mekan sahneleri dinsel ya da portre konulu çok sayıda resimde rönesans boyunca varolmuştur. Ancak bağımsız bir konu olarak değil, başka bir konunun parçası olarak… Bir resmin ana konusu ve onu tamamlayan bir ya da birkaç yan konusu olabilir. Arnolfini ailesi örneğinde ana konu portredir, ancak aynı zamanda bir iç mekan konusu ve günlük hayattan bir sahne niteliğini de taşımaktadır.

Köpek ve terlikler gibi nesneler kadının evine bağlılığını ve sadakatini simgeleyen ayrıntılardır. Elele tutuşmuş figürlerin arasında, arka plandaki duvarın üzerinde yer alan aynanın üstünde “Jan Van Eyck buradaydı” yazmaktadır. Ayna izleyicinin resmin içine girmesini sağlayan bir araçtır.

Jan van Eyck, bir aile portresi olan bu çalışması dışında çok sayıda bağımsız portre de yapmıştır. Ancak resimlerinde, dönemin genel özelliği olarak dini içerikli sahnelere ağırlık vermiştir.

1420- 1425 tarihli Çarmıha Gerilme adlı resmi, erken çalışmalarından biridir ve minyatür geleneğinin izlerini belirgin bir şekilde taşımaktadır. Bu resimde, kuzeye özgü ifadeci yaklaşımın ağır bastığı görülmektedir.

Eyck’ın diğer önemli resimlerinden birisi 1432 tarihli Ghent Altarı’dır. 3.35x 4.57 cm. boyutlarındaki poliptiğin üst orta kısmında insan ölçeğine yakın tasvir edilmiş İsa ile iki yanında Meryem ve Vaftizci Yahya yer almaktadır. Son derece ayrıntılı kumaş işçiliği görülmektedir. Panonun üst kısmının sağ ve sol ucunda yer alan Adem ve Havva figürlerinde doğal bir sunum söz konusudur. Figürler resim çerçevesinden taşacakmış gibi, hacimli bir şekilde ele alınmışlardır. Böyle bir sunum, büyük ölçüde yağlıboya kullanımının sağladığı olanaklardan ve başarılı kısaltılmış perspektif uygulamasından kaynaklanmaktadır. Bu resimde özellikle alt kısımdaki geniş predel kısmında yer alan Kutsal Kuzu’ya Tapınma sahnesi dikkat çekicidir.

 

Jan van Eyck-Chancellor Rolin Madonnası-66×61-1435-Ahşap üzerine yağlıboya-Louvre Müzesi, Paris
Jan van Eyck-Arnolfini Ailesi-82×60-1434-Ahşap üzerine yağlıboya-National Gallery, Londra
Robert Campin – Merode Altarı -64.1×117.8-1427- Ahşap üzerine yağlıboya – Metropolitan Museum of Art, New York

Ghent şehrinin halkı Kuzuya tapınmaktadır. Kuzu, İsa’nın sembollerinden birisidir. Resimde ayrıntılı doğa tasvirleri ve canlı renk kullanımı dikkat çekicidir.

Chancellor Rolin Meryemi ise (y. 1433- 1434); dönemin güçlü bir siyasi kişiliği olan Nicolas Rolin tarafından sipariş edilmiştir. Rolin, resmin sol tarafında, sağdaki Meryem ve çocuk İsa’nın önünde diz çökmüş olarak gösterilmiştir. Figürler İtalyan tarzı bir sarayın locasına yerleştirilmiştir. Bu durum bile Flaman sanatçılarının ya da en azından Jan van Eyck’ın İtalya ile bağlantılarını ortaya koymaya yetmektedir. Dışa açılan üçlü kemerden; önce Meryem’in erdemlerini sembolize eden leylak ve güllerin bulunduğu bir bahçe görünür. Bahçenin biraz ilerisinde biri izleyiciye bakan diğeri sırtı dönük iki figür yer almaktadır. Yanlarında, ölümsüzlüğün ve Nicolas Rolin gibi güçlü bir kişiliğin onurunun simgesi olan iki tavus kuşu bulunmaktadır. Nihayet uzaklara doğru uzanan bir kent görünümü ile manzara derinlik kazanır. Bu manzarada uzaklara doğru kıvrılan nehir, Floransa resminin tipik bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Resimde ayrıntıların titizlikle betimlenmesi ve kumaş kıvrımlarının abartılı ele alınışı dikkat çekmektedir. İç mekan ve dış mekanın uyumlu bir birliktelikle sunulması önemlidir. Zemin karolarından izlenen merkezi perspektif, orta kemerden nehre uzanmaktadır. Bu resimde de yine dokuların gerçekçi bir şekilde verildiği görülür.

Robert Campin (1380- 1444):
Flemalle’li Usta olarak da bilinir. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Ancak 1406- 1444 arasında faal olduğu bilinmektedir. Zarif uluslar arası Gotik üsluptan radikal bir kopuş gerçekleştirmiş ve Flaman okulunun kurucuları arasında yer almıştır. Rogier van der Weyden’in hocası olduğu anlaşılmaktadır.

En önemli çalışmalarından biri Merode Altarı’dır. Orta panoda melek tarafından Meryem’e İsa’yı doğuracağının müjdelendiği an tasvir edilmiştir. Ayrıntılı işçilik dikkat çekicidir. Sol panoda resmi sipariş eden vakıfçı figürleri bulunmaktadır. Sağ panoda ise Aziz Joseph, atölyesinde çalışırken gösterilir. Aziz Joseph, azizden çok bir marangoz gibi betimlenmiştir. Yandan gösterilmiş tezgahının başında çalışan beyaz sakallı yaşlı bir adam olan aziz Joseph, kutu mekan şeklinde ele alınmış bir iç mekana yerleştirilmiştir. Arkada ise şehir manzarasına açılan bir pencere yer almaktadır.

 

Robert Campin – Merode Altarı (Detay)
Robert Campin – Werl Altarı – 101 x 47 – 1438 – Panel – Prado Müzesi, Madrid

Campin’in resimlerinde kimi zaman dinsel konularda dönemin iç mekanı kullanılmıştır. 15.yüzyılın ev modasını yansıtan iç mekanlar tasvir edilmiştir. Orta panosu kayıp olan Werl Altarı’nın sağ panosunda Azize Barbara ev içinde bir kanepenin üzerinde yandan kitap okurken gösterilmiştir. Resim yüzeyine doğru açılan bir iç mekan söz konusudur. İç mekan sahnelerinde mekanın resim yüzeyine doğru açılacak şekilde sunulmasına kutu mekan adı verilmektedir. Arka planda dışa açılan bir pencere bulunmaktadır. Azize Barbara’nın simgesi olan, hapsedildiği kule bu pencereden görülen manzaranın içinde yer almaktadır. Kutsal bir kişiliğin, günlük hayatın herhangi bir anındaymış gibi, böyle doğal bir şekilde sunulması oldukça sıradışıdır. Werl Altarı’nın sol panosunda ise resmin vakıfçısı olan Köln’lü teolog Heinrich von Werl, Vaftizci Yahya ile birlikte resmedilmiştir.

Bu dönemde İtalya’da olduğu gibi Flaman resminde de portre konusuna rastlanmaktadır. Kırmızı Türbanlı Adam adlı portrede, arka plan koyu renktedir. Figürün üzerindeki kumaşın dokusu başarı ile verilmiştir. Bunlar gerçekçi portrelerdir ve herhangi bir idealizasyon yoktur. Sınırlı renk kullanımına rağmen, ışık- gölge ile renk geçişleri çok başarılı bir şekilde verilmiştir.

Rogier van der Weyden (1400- 1464):
27 yaşından sonra resme başlamış ve Campin’in atölyesinde eğitim görmüştür. Burada 5 yıl .alıştıktan sonra usta ressam olarak 1432’de loncaya kayıt olmuştur. 1435’de Brüksel’e yerleşmiş ve daha sonra Brüksel’in şehir ressamı olmuştur. Sanatçı, hayatının sonuna kadar bu şehirde yaşamıştır. Burgundy dükünün ve Nicolas Rolin’in dikkatini çekmiş ve onlardan çeşitli siparişler almıştır. Kısa sürede tanınmış bir ressam olan Weyden, 1450’de İtalya’ya gitmiş ve burada Ferraralı Este ailesi ile Floransalı Medicilerden siparişler almıştır.

Resimlerinde hocası Campin’in, çağdaşı Jan Van Eyck’ın ve İtalyan resminin getirdiği yeniliklerin izleri görülebilir. Geliştirdiği üslup kendinden sonra gelen prkçok Flaman ressamı etkilemiştir.

Louvainli bir meslek loncasının siparişi üzerine yaklaşık 1435 yılında gerçekleştirdiği Çarmıhtan İndiriliş en önemli resimlerinden biridir. Konu; olayın geçtiği Golgota tepesinde değil de, dar bir sahneyi andıran tanımsız bir mekanda geçmektedir. Sınırlı bir arka planın önünde anıtsal figürlerden oluşan kalabalık kompozisyon başarı ile tanımlanmıştır. Özellikle yoğun duygusal ifadeler dikkat çekicidir; kumaş kıvrımları, yüz ifadeleri ve hareketler acı ve üzüntüyü tanımlamaktadır. Resimde canlı renkler ve ayrıntılı işçilik dikkat çekmektedir.

 

Robert Campin-Kırmızı Türbanlı Adam -40.7×28-1400-10-Ahşap-National Gallery of Art, Londra
Rogier van der Weyden – St. Columba Altarı – Kahin Kralların Secdesi-138×153 (orta bölüm) 138 x 70 (kanatlar)-ca.1455 Panel üzerine yağlıboya-Alte Pinakothek, Münih
Rogier van der Weyden – İndiriliş -220×262-ca.1435-Panel üzerine yağlıboya-Prado Müzesi, Madrid
Rogier van der Weyden – Lamentation-35.5×45-1464 – Ahşap üzerine yağlıboya – National Gallery of Art, Londra

1455 yılında Köln’deki St. Columba Kilisesi için yaptığı St. Columba Altarı’nın orta panosundaki Kahin Kralların Secdesi sahnesinde, doğa ve mimari çok başarılı bir şekilde verilmiş. Ayrıntılar önem kazanmış ve canlı renkler kullanılmıştır.

Weyden’in resimlerinde mekanın sunumundaki başarıya rağmen figürler Flaman geleneğine bağlı olarak biraz katıdır ve hareketleri serttir. Hayatının son dönemine 1464 yılına ait Pieta adlı resminde bu çok belirgindir. Kumaş kıvrımları katı, hareketler doğal değildir. Bununla birlikte renkler oldukça canlıdır. Bu da kuzeyin ayrılmaz bir özelliğidir. Resmin vakıfçısı olan figür bu sahnede kendi azizi olan Jerome, Meryem ve Aziz Dominik ile birlikte yer almaktadır.

Quentin Massys (y.1465/66- 1530):
Erken Flaman sanatını İtalyan etkileriyle kaynaştırmış bir ressamdır. Özellikle figürlere hacim kazandırmak konusundaki başarısı, resimlerindeki İtalyan etkilerini ortaya koymaktadır. En önemli resimlerinden birisi Sarraf ve Karısı (1514, 70x67cm., Ahşap üzerine yağlıboya) adlı çalışmasıdır. Flaman sanatında beliren günlük hayat resminin erken örneklerinden birisidir. Arka plandaki duvarın üzerinde yer alan raflar çok sayıda nesne ile doludur. Bunların dokuları başarılı ile sunulmuştur. Resim yüzeyine doğru açılan bir masanın arkasında sarraf ve karısı paraları incelemektedir. Gelişen kent soyluların resimlerini yaptırmaya başlamaları açısından ilginç bir portre çalışmasıdır.

Dieric Bouts (1410/20- 1475):
Bouts’un nerede doğduğu tam olarak bilinmemektedir, ancak Louvain’e yerleşmiş ve çalışmalarını burada sürdürmüştür. 1468- 69 yıllarında şehrin resmi ressamı sıfatını kazanmıştır.

Sanatçı çok sayıda dini konulu resim, özellikle bir seri Meryem ve Çocuk İsa resmi yapmıştır. Meryem Triptiği gibi erken tarihli çalışmalarında Rogier van der Weyden’in etkileri belirgindir.1450 tarihli Cehennem çarpıcı çalışmalarından biridir. Resim, yoğun ifade ve düş gücüne temellenen kuzey resim geleneğinin önemli bir örneğidir.

Flaman sanatçının Kutsal Ayin Altarı’nın orta panosunda yer alan Son Akşam Yemeği sahnesinde ayrıntılı bir şekilde verilmiş iç mekan sahnesi dikkat çekmektedir. Mekan resmin yüzeyine doğru açılmaktadır (kutu mekan). Mekanın başarılı sunumuna karşılık, figürlerde deformasyon ve çarpıtmalara yer verilmiştir. Bu, ifadeyi arttırmaya yönelik bir yaklaşımdır ve Flaman resmine özgü bir gerçeklik anlayışının ürünüdür. Resimde sol taraftan gelen ışık tüm mekanı aydınlatmaktadır.

 

Dieric Bouts-Cehennem-115×69.5-1450-Ahşap üzerine yağlıboya
Dieric Bouts-Son Akşam Yemeği-1464-67-Ahşap üzerine yağlıboya

 

Bouts’un 1460 yılında tamamladığı ve Louvain kentinin konsül binası için yaptığı İmparator Otto’nun Adaleti adlı resminde ince uzun bir şekilde sunulmuş figürler, kompozisyona dikey bir etki kazandırmaktadır. Figürlerdeki bu deformasyon, ifadeyi arttırıcı bir unsurdur.

 

Hans Memling (1430/40- 1494):
Memling’in resimlerinde de Bouts’un resimlerine benzer özellikler vardır. Weyden’in öğrencisi olmuştur ve Brugges kentinde yaşamıştır. Resimlerde ideal güzellik duygusu yoktur, buna karşılık ifade ön plana çıkmış durumdadır.

Dua Eden Adam Portresi (y.1480, ahşap üzerine yağlıboya), genç bir erkek figüründen oluşmaktadır. Arka planın büyük kısmı figürün hemen arkasındaki duvarla sınırlanmıştır. Buna karşılık sağ kısımda dar bir boşluk doğaya açılmaktadır.

 

Hugo van der Goes (1440/45- 1482):
15.yüzyıl Flaman resminin en önemli isimlerinden birisidir. Kimi resimlerinde neredeyse dışavurumcu bir yaklaşım söz konusudur. Resimlerine yoğun bir ifade hakimdir. Meryem’in Ölümü resminde de yine ifadeler yüzlerdeki mimikler ve vücut hareketleri ile yansıtılmıştır. Canlı renklerin hakim olduğu bir resimdir. Kumaş kıvrımları ve hareketlerdeki katılık devam etmektedir.

 

1476- 78 tarihli Portinari Altarı’nın orta panosunda yer alan Çobanların Secdesi sahnesinde yüzlerdeki ifadeler dikkat çekicidir. Mekanın ve figürlerin gerçekçi sunumu şaşırtıcı bir düzeydedir. Resimde ayrıntıcı bir yaklaşım söz konusudur.

Doç. Dr. Mehmet Üstünipek

Facebook Login

You must be logged in to post a comment Login